Aralık 2009


Facebook Masaüstü Programı

Facebook Desktop adını taşıyan program belirlediğiniz aralıklarla hesabınızı kontrol edip varsa yeni mesajları, yeni arkadaş isteklerini, yeni duvar eklemelerini ve yeni pokeleri bildiriyor. Çalışma prensibi açısından Gmail Notifieri hatırlatan bir yazılım.Facebook Müptelaları İçin Güzel Bir Program Facebook Türkiye Farkıyla…

facebook-desktop2

Programı İndirmeden Önce Sırasıyla ;

Windows Installer 3.1 sonrasında .Net Framework 3.5 Yüklemeniz Gerekmektedir. Bunları Yükledikten Sonra Programı buradan Bilgisayarınıza Kurup Çalıştırabilirsiniz.

Herhangi Bir Sorun Oldugunda Lütfen Yorumlarınızla Belirtiniz Sizlere Elimizden Gelen Yardımları Göstermek İçin Buradayız…

Hicri yılbaşı gecesi

Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571’de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke’de doğdu. 622’de Mekke’den Medine’ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yılbaşı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir. Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu.

İslamiyet’ten önce Araplar, Muharrem ayında savaşmak isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya koyarlar, sonraki aya da, Muharrem derlerdi. Böylece haram ay, Muharremden bir sonraki ay olurdu.

(Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, ALLAH’ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, ALLAH’ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki, Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti.

Kıymet verilen dört aydan biri
Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb’le beraber Kur’an-ı kerimde kıymet verilen 4 aydan biridir. (Tevbe 36)

Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma’dır.) [Deylemi]

(Ramazandan sonra en faziletli oruç, ALLAHü teâlânın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]

(Nafile oruç tutacaksan, Muharrem ayında tut! Çünkü o, ALLAHü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde ALLAHü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün, tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi]

Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, Ehl-i sünnet itikadında olmak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek, farzları kusursuz yapmaya çalışmak, o ameli ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır.

Hicri Yılbaşı duası

Sual: Hicri yılbaşında hangi duayı okumalıdır?
CEVAP
Muharrem ayının ilk günü aşağıdaki duayı 3 defa okuyanın, gelecek Muharrem ayına kadar bütün belalardan emin olacağı, Aşûre Günü [Muharremin onuncu günü] 3 defa okuyanın ise, ölümden de emin olacağı; çünkü o sene öleceği takdir edilmiş olana, bu duayı okumak nasip olmayacağı bildirilmiştir.

Duanın Latin harfleriyle yazılışı şöyledir:
(Elhamdülillâhi Rabbil-âlemîn. Vassalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. ALLAHümme entel-ebediyyü’l-kadîm, el-hayyül-kerîm, el-hannân, el-mennân. Ve hâzihî senetün cedîdetün. Es’elüke fîhe’l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihinnefsil-emmâreti bissûi vel-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ zel-celâli vel-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.)

Yine Gunyet´üt Talibin de söyle belirtilmistir:

Ibní Abbastan ra. gelen bir rivayete göre Resulüllah sav. efendimiz söyle buyurmustur:

_ Bir kimse , Zilhicce ayinin son günü, Muharrem ayinin dahi ilk gününü oruclu gecirirse..gecmis seneyi orucla kapamis ; gelecek seneye de orucla baslamis olur.

Allah_u Teala bu vesile ile onun elli senelik günahini siler.
Zilhicce ayının son günü ile Muharrem ayı içerisindeki çok faziletli ibadetler

Zilhicce ayının son günü muhakkak oruçlu olmak lazımdır zira geçen senenin günahlarına kefaret olur. Gecesinde ise (hicri yılın son gecesi oluyor) tesbih namazı kılınmalıdır.

Yine bu son gece akşam ve yatsı namazı arası 10 rekat namaz kılınır;
Niyet: “Ya Rabbi geçen seneyi benden razı olarak ayır. Sadır olan isyanımı hasenata tebdil eyle. Beni hidaye-i İlahine ve Rıza-i İlahine mahzar eyle” diyerek yapılır.
Her rekatta: Sübhaneke’den sonra 7 Fatiha 7 Ayet-el Kûrsi 7 İhlâs okunur. İki rekatta bir selâm verilir. Namazdan sonra 11 Kelime-i Tevhid 11 İstiğfar 11 Salavat-ı Şerife okunur.

Muharrem ayının birinci gününde(hicri yılın ilk günü) muhakkak oruçlu olmak lazımdır bu sene işlenecek günahlardan korunmak ve işlenecek günahlarında afvedilmesi için.

Muharrem ayının ilk gecesi akşam ve yatsı arası 2 Rekat namaz kılınır;
Niyet: “Ya Rabbi bizi yetiştirmiş olduğun bu seneyi hakkımızda mübarek kılman; Afv-ı İlahine mahzar kılman dünyevi ve Uhrevi saadetlere nail eylemen için ALLH’u Ekber…”

Her rekatta: Sübhaneke’den sonra 7 Fatiha 7 Ayet-el Kûrsi 7 İhlâs okunur. Namazdan sonra

11 defa; “Lâ İlahe illALLAHü vahdehu lâ şerikeleh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yumit ve hüve Hayyul lâ yemüt biyedihil hayr ve hüve âla külli şey-in kadir.” 11 defa; İstiğfar 11 defa; Salavat-i Şerife okunup Geçmiş senenin günahlarının afvı gelecek seneye günahsız girmek için dua edilir.

Muharrem ayının ilk günü her birinde besmele ile 1000 İhlâs-ı Şerif okuyanları Cenab-ı Hakk lütfu Keremiyle huzuruna bu âlemden kul borcu ile götürmeyecektir. Gecesini de ibadetle ihya etmek lazımdır.

Muharrem ayının ilk gecesi şu niyetle tesbih namazı kılmak gerekir.
Niyet: “Ya Rabbi bu sene beni Mağfiret-i İlahine Rıza-i İlahine mahzar eyle. Yeni açılan amel defterimi Rıza-i İlahine muvafık amel ile doldurmayı bana nasib eyle.Beni Gadab-ı İlahine düçar olacak amellerden muhafaza buyur.ALLAH’u Ekber.”
1. Rekatta: 1 Fatiha 1 Ayet-el Kûrsi
2. Rekatta: 1 Fatiha 1 Amene’r Rasûlü (Mümkünse Sûre-i Al-i İmrân’ın ilk iki Ayeti Kerimesi ilave edilerek)
3. Rekatta: 1 Fatiha 1 HüvELLAHüllezi (Yani Haşr Sûresinin son 3 ayeti)
4. Rekatta: 1 Fatiha 1 İhlas’ı Şerif (Namazdan sonra istiğfar edilir ve Salavat-ı Şerife getirilerek dua edilir.)

Muharrem ayının birinci gününden onuncu gününe kadar 10 gün oruç tutmak ve 10. günü aşure pişirmek lazımdır. “Muharrem’in onuncu günü olan Aşure gününe kadar oruçla geçiren Firdevs-i Âlâ’ya(En Kıymetli Cennet) varis kılınır.”Hadis-i Şerif

“ALLAH’u Teâlâ C.C. ; Aşure gününü oruçlu geçirene; 1000 Hac 1000 Umre ve 1000 Şehid sevabı yazar ve kendisine doğu ile batı arasındakilerin ecri verir. Bu kişi Hz. İsmail’in (A.S.) çocuklarından 1000 köle azad etmiş gibi olur. Kendisi adına Cennet’te 70.000 köşk kaydedilir.Ve ALLAH C.C. ONUN CANINI CEHENNEME HARAM KILAR.

Rivayete göre “Aşura gününü oruçlu geçirene 10.000 Melek sevabı verilir. O gün İhlâs Sûresini 1000 kere okuyana ALLAH’u Teâlâ C.C. Rahmet nazarı ile bakar ve o kişi Sıddıklardan yazılır”

Muharrem ayının ilk Cuma gününü (tek tutulmaz Perşembe yada Cumartesi günü ile tutmak gerekir) oruç tutanın geçmiş günahları afvedileceği bildirilmiştir. (“Muharrem ayının ilk cumasını oruçlu geçirenin geçmiş günahları afvolunur.” Hadis’i Şerif Enes’den) (PerşembeCumaCumartesi tutmak ise günahlara kefaret olur ve 900 sene ibadet sevabı kazandırır.)

Bu ay içinde herhangi bir Cuma günü önceki ve sonraki günüyle beraber (Yani Perşembe Cuma Cumartesi) oruç tutana 900 sene ibadet sevabı verileceği bildirilmiştir. (“Her kim haram aydan üçgün Perşembe Cuma ve Cumartesini tutarsa ALLAH C.C. ona 900 sene ibadet (sevabı) yazar.” Hadis’i Şerif / İbn-i Şahin İbn-i Asâkir İhya(İmam-ı Gazali) Gunye(A.Kadir Geylani) )

Ayrıca Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç bu ayda tutlan oruçtur. “Her kim Muharrem’den bir gün oruç tutarsa ona hergüne karşılık otuz gün (oruç sevabı) vardır.” Hadis’i Şerif Taberani

Muharrem ayının biri ile onu arasında bir defa olmak üzere 2 rekatta bir selam vererek 6 rekat namaz kılınır. Bu namaz akşamla yatsı arası kılınabileceği bu vakitte kılınamadığı takdirde yatsıdan sonra da kılınabilir. Niyet: “Niyet eyledim Ya Rabbi Senin Rıza-i Şerifin için namaza Herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veya herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise bu hakkın ödenmesi için ALLAH’u Ekber…”

1. Rekatta: 1 Fatiha 1 Ayet-el Kûrsi 11 İhlâs’ı Şerif 2. Rekatta: 1 Fatiha 10 İhlas’ı Şerif
3. Rekatta: 1 Fatiha 1 Tekâsür Sûresi 11 İhlâs’ı Şerif 4. Rekatta: 1 Fatiha 10 İhlas’ı Şerif
5. Rekatta: 1 Fatiha 3 Kâfirun Sûresi 11 İhlâs’ı Şerif 6. Rekatta: 1 Fatiha 10 İhlas’ı Şerif (Namaz kılındıktan sonra dua edilir.)

Bu ayda ve her zaman ALLAH’u Teâlâ dille ve kalple devamlı zikredilmelidir. ALLAH’u Teâlâ’yı zikretmek en büyük ibadettir. Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın Adıyla ” “ALLAH’I ANMAK ELBETTE EN BÜYÜK (İBADET) TİR.” ANKEBUT/45 “
Hicri Yılbaşı ve Yapılacak Ibadetler

Hepimizin hicri yilbasisi mübarek 0lsun..

Hayirlara vesile olsun..

Doğudan Batıdan Seçkin Sözler

Power Point Sunumu:

NOT:İzleyebilmek için bilgisayarınızda Office Power Point kurulu olmalıdır…

dogudan batidan seckin sözler

24 Oğuz(TÜRK) Boyu



Soyumuz, Oğuz Han‘dan gelmektedir. Atamız Oğuz Han‘ın “Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Gök Han, Dağ Han, Deniz Han” adlarında 6 (altı) tane oğlu vardır. Oğuz Han’ın her oğlunun da dört tane oğlu vardır. İşte Atamız Oğuz Han’ın altı oğlundan olan 24 tane torunu, bugünkü “24 Oğuz Boyu“nu meydana getirmiştir. Bütün dünyaya yayılan Oğuzlar, bu 24 boya dayanmaktadır.

Şimdi bu boy adlarının ne anlama geldiklerini ve bu boyların nerede yaşadıklarına bakalım:

Boz-Oklar: Dış Oğuzlar da denip, Sağ kolu teşkil ederler.

1. Gün-Alp/Gün-Han: Sembolü şâhin. Oğulları:

a) Kayıg/Kayı-Han: “Sağlam, berk” anlamındadır. Üç kıta ve yedi denize altı yüz yıldan fazla hâkim olan Osmanlı sülâlesi bu boydandır. Kayı Boyundan Ertuğrul Gâzi ve her biri birer müstesnâ şahsiyete sâhip, çoğu dâhî, cihangir, kumandan, şâir ve sanatkâr olan Osmanlı sultanları, Kayı Han neslinin kıymetini göstermeye kâfidir.

b) Bayat: “Devletli, nîmeti bol” anlamındadır. Maraş ve çevresine hâkim olan Dulkadiroğulları, İran’da Kaçarlar, Horasan’da Kara Bayatlar, Maku ve Doğubeyazıt hanları, Kerkük Türkmenlerinin çoğu, bu boydandır. Dede Korkut kitabını 1480’de Hicaz’da yazan Tebrizli Hasan ve meşhûr şâir Fuzûlî bu boydandır.

c) Alka-Bölük/Alka-Evli: “Nereye varsa başarı gösterir” anlamındadır. Türkiye ve Âzerbaycan’daki Alaca, Alacalılar adı taşıyan yerler bu boyun hatırasıdır.

d) Kara-Bölük/Kara-Evli: “Kara otağlı (çadırlı)” anlamındadır. Karalar ve karalı gibi coğrafî yer adları bunlardan kalmadır.

2. Ay-Alp/Ay-Han: Sembolü kartal. Oğulları:

a) Yazgur/Yazır: “Çok ülkeye hâkim” anlamındadır. Ab-Yabgu devrindeki Yenibent Yabguları, Batı Türkistan’daki Cend Emirleri, Kara-Daş denilen Horasan Yazırları, Ahıska’dan aşağı Kür boyundaki Azgur-Et (Azgur Yurdu) Kalesi, Kürmanç Kürtlerinin Azan Boyu, Toroslardaki Gündüzoğulları Hanedanı bu boydandır.

b) Tokar/Töker/Döğer: “Dürüp toplar” anlamındadır. Yenikentli Vezir Ayıdur, Harput-Diyarbakır-Mardin hâkimleri, Artuklular, Sincar-Siverek, Suruç arasında hâkim eski Caber Beyleri, Memluklar devrinde Halep Döğeriyle Hama Döğerleri, bugünkü Mardin-Urfa arasında yirmi dört oymaklı Kürt Döğerleri, Hazar Denizi doğusundaki Saka Boyu Takharlar; Şavşat’taki Ören kale, To-Kharis ve Malatya’nın Tokharis bucağı, Dağıstan’daki Digor ve Kars ve Arpaçay sağındaki Digor kazası bu boydan hatıradır.

c) Totırka/Dodurga/Dödürge: “Ülke almak ve hanlık yapmak” anlamındadır. Sivas doğusundaki Tödürgeler bu boydandır.

d) Yaparlı: “Misk kokulu” anlamındadır. Zaza Çarekliler ve misk ticareti yapan Yaparı Oymağı bu boydandır. Yaparı Oymağının Akkoyunlu ve Giraylı camilerinin mihrap duvar harcına bu güzel ıtriyattan kattıklarından hâlâ hoş kokmaktadır. Diyarbakır ve Kırım’da hatıraları vardır.

3. Yıldız-Alp/Yıldız Han: Sembolü tavşancıl. Oğulları:

a) Avşar/Afşar: “Çevik ve vahşî hayvan avına hevesli” anlamındadır. Hazistan Beyleri, Konya’daki Karamanoğulları, İran’daki Avşarlı Nâdir Şah ve hanedanı, Ürmiye ve Horasan Afşarları bu boydandır.

b) Kızık: “Yasakta pek ciddi ve kuvvetli” anlamındadır. Gaziantep, Halep ve Ankara çevresindeki Kızıklar, Doğu Gürcistan’da ve Şirvan batısındaki ovaya Kızık adını verenler bu boydandır.

c) Beğdili: “Ulular gibi aziz” anlamındadır. Harezmşahlar, Bozok/Yozgat-Raka/Halep çevresindeki Beğdililer, Kürmanç Badılları bu boydandır.

d) Karkın/Kargın: “Taşkın ve doyurucu” anlamındadır. Akkoyunlu-Dulkadiroğlu ve Halep-Hatay bölgesindeki Kargunlar, Doğu Anadolu ve Âzerbaycan’daki ilkbaharda eriyen karların suları ile kopan sel ve su kabarmasına da Kargın/Korkhun denilmesi bu boyun adındandır.

Üç-Oklar: İç Oğuzlar da denilip, sol kolu teşkil ederler.


1. Gök-Alp/Gök Han: Sembolü sungur. Oğulları:

a) Bayundur/Bayındır: “Her zaman nîmetle dolu yer” anlamındadır. Akkoyunlular sülâlesi, İzmir’den Âzerbaycan’daki Gence’ye kadar Bayındır adlı yerler bu boydan gelir.

b) Beçene/Beçenek/Peçenek: “İyi çalışkan, gayretli” anlamındadır. Karadeniz kuzeyi ile Balkan Yarımadasına göçen ve 1071 Malazgirt ile 1176 Miryokefalon Meydan Muhârebelerinde Bizanslılardan ayrılarak Selçuklular safına geçen Peçenekler, Dicle Kürmançlarının iki ana kolundan güneydeki Beçene Kolu, Ankara-Çukurova Halep bölgelerindeki Türkmen oymaklarından Peçenekler bu boydandır.

c) Çavuldur/Çavındır: “Ünlü, şerefli, cavlı” anlamındadır. Türkmenistan’da Mangışlak Çavuldurları, Çorum çevresindeki Çavuldur ve Anadolu’daki Çavdar Türkmen oymakları, Erzurum ve çevresindeki Çoğundur adlı köyler bu boyun adından gelmektedir.

d) Çepni: “Düşmanı nerede görse savaşıp hemen çarpan, vuran ve hızlı savaşan” anlamındadır. Rize-Sinop arasındaki çok usta demirci Çepniler ve Çebiler, Kırşehir, Manisa-Balıkesir çevresindeki ve Kars ile Van bölgelerinde Türkmen Oymağı Çepniler bulunmaktadır.

2. Dağ-Alp/Dağ Han: Sembolü uçkuş. Oğulları:

a) Salgur/Salur: “Vardığı yerde kılıç ve çomağı ile iş görür” anlamındadır. Kars ve Erzurum hâkimi Salur Kazan Han Sülâlesi, Sivas-Kayseri hükümdarı âlim ve şair Kadı Burhâneddin Ahmed ve Devleti, Fars Atabegleri, Salgurlular, Horasan’daki Teke-Yomurt ve Sarık adlı Türkmenlerin çoğu bu boydandır.

b) Eymür/Imır/İmir: “Pek iyi ve zengin” anlamındadır. Akkoyunlu, Dulkadirli ve Halep Türkmenleri içindeki Eymürlü/İmirlü oymakları, Çıldır ve Tiflis’teki iyi halıcı ve keçeci Terekeme Oymağı bu boydandır.

c) Ala-Yontlup/Ala-Yundlu: “Alaca atlı, hayvanları iyi” anlamındadır. Yonca kelimesi bu boyun hatırasıdır.

d) Yüregir/Üregir: “Daima iyi iş ve düzen kurucu” anlamındadır. Orta Toros ve Çukurova Üç-Oklu Türkmenlerinin çoğu, Adana’daki Ramazanoğulları bu boydandır.

3. Deniz Alp/Deniz Han: Sembolü çakır. Oğulları:

a) Iğdır/Yiğdir/İğdir: “Yiğitlik, büyüklük” anlamındadır. İçel’in Bozdoğanlı Oymağı, Anadolu’da yüzlerce yer adı bırakan İğdirler, İran’da büyük Kaşkay-Eli içindeki İğdirler ve Iğdır adı, bu boyun hâtırasıdır.

b) Beğduz/Bügdüz/Böğdüz: “Herkese tevâzu gösterir ve hizmet eder anlamındadır. Dicle Kürtleri ilbeği olup, Hazret-i Peygamber’e elçi giden (622-623 yılları arasında Medîne’ye varan), Bogduz-Aman Hanedanı temsilcisi ve Kürmanç’ın iki ana kolundan Bokhlular/Botanlar, Yenikent-Yabgularından onuncu yüzyıldaki Şahmelik’in Atabegi Kuzulu, Halep Türkmenlerinden Büğdüzler bu boydandır.

c) Yıva/Iva: “Derecesi hepsinden üstün” anlamındadır. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh (1072-1092) devrinde Suriye ve Filistin’i feth eden Atsız Beğ, 12. yüzyılda Hemedân batısında Cebel bölgesi hâkimleri Berçemeoğulları, Haçlıları Halep çevresinde yenen Yaruk Beg, Güney-Âzerbaycan’daki Kaçarlu-Yıva Oymağı bu boydandır. Ankara’da çok makbul yuva kavunu bu boyun yerleştiği ve adları ile anılan köylerde yetişir.

d) Kınık: “Her yerde aziz, muhterem” anlamındadır. Büyük ve Anadolu Selçuklu devletleri, Orta Toroslardaki Üçoklu Türkmenler, Halep-Ankara ve Aydın’daki Kınık Oymakları bu boydandır.

Çepniler

Çepniler, sayıları 24 olarak belirlenen Oğuz Boyları’ndan biri ve en kalabalık olanıdır. Üç – Oklar’ın Gök Han koluna bağlıdırlar. Bilindiği gibi Oğuzlar; Türkiye ve Azerbaycan Türkleri’nin, Türkmenistan, Irak ve Suriye Türkmenleri ile Gagauzlar’ın atalarıdır. Cümleden anlaşıldığı üzere Çepniler Orta Asya kökenlidir.

Çepni isminin yer aldığı ilk yazılı metin, ilk Türk bilgini olan Kaşgarlı Mahmud’un 1070 yılında kaleme aldığı Divanü Lügati’t-Türk isimli eserdir.

Eserde Çepni Boyu, Oğuz Boyları’nın 21. sırasında gösterilmiş, damgasının resmi de verilmiştir. 13. yüzyılda yayınlanan bir başka önemli eserde Çepniler, Üç Oklar’ın 4. boyu olarak gösterilir. 16. yüzyılda, Anadolu’da Çepniler’e ait 50’ye yakın şehir adı tespit edilmiştir.

Günümüze intikal eden kaynaklarda yer alan bilgiler, Çepniler’in, Osmanlı Hânedânı’nın mensup olduğu ve en önemli, en şerefli, en büyük Oğuz Boyu olan Kayılar’a yakın önemde bir boy olduğu kanaatini uyandırıyor. Ne var ki onların savaşçı karakterleri, önemlerini günümüze yansıtacak kalıcı ürünler meydana getirmelerini engellemiş. Çepniler’e ait kabileler, değişik tarihlerde farklı cephelerde savaşmışlar ve ordu ile gittikleri bölgelere yerleşmişler. Savaşlarda nüfusları azalmış. Belli ve kalıcı bir kültür oluşturamamışlar.

Çepniler; 1071’de Anadolu’nun, 1277 yılından itibaren de Sinop’tan Trabzon’a kadar olan Karadeniz Bölgesi’nin fethedilmesinde çok aktif görevler üstlendiler. 1277 yılında Sinop’a saldıran Rum Pontus İmparatorluğu’nun ordusunu bozguna uğrattılar.

Daha sonra da Samsun’dan Giresun’a kadar olan bölgeyi ele geçirdiler. Hacı Emir adlı güçlü bir Çepni, derebeyi gibi bir unvanla bölgeyi yönetiyordu. Bir grup Çepni de 1461’de Fatih Sultan Mehmed Han, Trabzon’u fethetmeye gelmeden önce, şehri kendilerine yurt edinmişti.

Onlar, Fatih’in Ordusu’na yardımcı oldular. Elde edilen zaferde büyük payları vardır.

Trabzon’un fethinden sonraki tarihlerde Çepniler, konar – göçer hayatı bırakıp, yerleşik düzene geçtiler. 16. yüzyıla gelindiğinde, Zonguldak’ın sahil şehri olan Amasra’dan Rize’ye kadar uzanan kıyı şeridinde nüfusun çoğunluğunu Çepniler oluşturuyordu. Ne sebepledir bilinmez, Sinop’taki Çepniler’den günümüze insan ve iz kalmamıştır. Ordu ve Giresun’un bazı ilçeleri hariç, diğer bölgelerdeki Çepni nüfusu azalmıştır.

Çepniler, ‘nerede düşman görürse hemen savaşa tutuşan insanlar’ olarak bilinirler. Onlar, bu özellikleri sebebiyle 1690 yılında, Avusturya Seferi’ne çağrıldılar. Savaşa katılarak başarının sağlanmasında etkili oldular.

Çepniler, ilk Müslüman Türk’lerdendirler. Bazı güvenilir kaynaklarda, Alevîler’in bir kolu olarak tanımlanmaktadırlar. ‘Çepniler’in küçük bir bölümünün Alevî olduğu’ şeklindeki bir söylemin daha doğru olacağı şüphesizdir.

Bu gün, çoğunluğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan Çepniler’in Alevîlik’le ilgileri yoktur. Onlar Hanefî mezhebine mensupturlar.

Balıkesir ili dışında; Urfa, Maraş, Adana, Ankara, (Şereflikoçhisar) Yozgat, (Keksin) Kırşehir, (Hacıbektaş) Çorum, Sivas, Manisa, (Turgutlu) İzmir, (Bergama) bölgelerinde yaşayan Çepniler arasında Bekir, Ömer ve Osman isimlerine az da olsa rastlanması, Çepniler’in çok büyük bir ekseriyetinin Alevîlik’le ilişkilerinin olmadığının göstergesidir. Bilindiği gibi Alevîler, bu üç ismi kesinlikle kullanmazlar. Son iki cümlede, Çepniler’i Alevîlik’ten tenzih eden-uzak tutan bir anlam aranmamalı. Amaç, bir gerçeğin vurgulanmasından ibarettir.

Alevîler de, Alevî olan Çepniler de kültürümüze, ahlâki değerlerimize renk ve zenginlik katan has vatandaşlarımızdır.

Görüldüğü gibi Çepniler, Türkiye içinde ve dışında, çok geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Bu olgunun sebepleri şöyle açıklanabilir: 1- Moğol istilâları, 2- Baba İshak Türkmenleri’nin ayaklanmaları, 3- Savaşçı karakterlerinin gereği olarak savaşlara katılmaları ve savaş amacıyla gittikleri yerler fethedildikten sonra oralara yerleşmeleri.

ÇEPNİLER VE ALEVİLİK

Çepniler’den bir grup, Ak-Koyunlu ve onun halefi olan Safevî Devleti’nin hizmetinde bulundular. Ak-Koyunlu ve Safevî ordularında görev alan Çepniler’in bir bölümü Anadolu’ya dönmedi. İran’a yerleşti. Bir bölümü de Urfa ve Hacıbektaş’a yerleşti.

Hacı Bektaş-ı Velî’nin ilk müritleri Çepniler’di. Ancak, Hacı Bektaş-ı Veli, hayatta iken kendisi ve müritleri Sünnî Müslüman idiler. Ölümünden sonra Bektaşilik öğretilerinde sapmalar meydana geldi. Bektaşî tarikatına mensup olanlar, Alevîlik ile özdeşleştirildi.

İran’a yerleşen Çepniler’in ise Şiî Mezhebine geçmiş olmaları tabiî ve kaçınılmazdır.

Balıkesir ilindeki Çepniler’in hangi etkenlerle Alevîlik kültürünü benimsedikleri bilinmiyor. Büyük bir olasılıkla onlar, Safevî Devleti’nin hizmetinde bulunanların torunlarıdır.

Balıkesir’de Çepni kelimesi, bazı kişiler tarafından aşağılayıcı amaçla kullanılır. Bu olgunun, onların Alevî’liğinden kaynaklandığı söylenemez. Alevî kültürüne saygılı olan Balıkesir’lilerde de aynı kullanım görülmektedir.

Balıkesir köylerindeki Çepniler arasında yüz kızartıcı olaylar, herhangi bir yerdeki, herhangi bir toplumda yaşananlardan fazla değildir. Bu yanlış tutumdan vazgeçilmesi arzu ve temennî edilir.

Çepniler’in Alevîlik ile ilgileri yukarıda anlatılanlardan ibarettir.

ANADOLU’DA ÇEPNİLER

Bazı kaynaklarda, 1500’lü yılların başında, bu günkü Giresun ilimize bağlı Keşap ve Dereli ilçelerinin bulunduğu yerlerde, ‘Çepni Vilâyeti’ isimli bir yerleşim bölgesinin varlığı yazılıdır. Çepniler’e bu sebeple Giresun ve çevresinde sıkça rastlanır.

Şebinkarahisar ve Alucra’da, Tirebolu’nun köylerinde Çepniler çoğunluktadır. Tirebolu şehir merkezinde yaşayanlar, hangi kökenden olurlarsa olsunlar, bütün köylülere ‘Çepni’ derler. O yörede, ‘Çepni’ kelimesi, ‘köylü’ ile özdeşleşmiştir.

Çepniler, tarihin bir döneminde, uzunca bir süre, Çepni olmayan etnik grupların gıpta ettiği insanlardı. Onların saygınlıkları, 19. yüzyılda doruğa çıktı. O dönemlerde bölge halkının çoğu, kendilerinin de Çepni olduğunu iddia ediyordu. Çepniler’in ünlü kabadayısı Çepni Ali, 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbi’ne, çevresine topladığı 300 kişi ile katılmış ve Batum’a kadar giderek Ruslar’ı zarara uğratmış, ekibi ve topladığı ganimetle yurduna döndüğünde, gıpta ve hayranlıkla karşılanmıştı. Bölgede, ‘Çepni’ soyadını taşıyan pek çok aile vardır.

Ülkemizdeki Çepniler, çoğunlukla Karadeniz bölgesinde yaşıyorlar. Karadeniz coğrafyasında arazi engebeli, dağlık, ormanlık ve kayalıktır. Bu sebeple ekime elverişli alan azdır. Tarım gelişmemiştir. Halk, orta seviyenin altında bir ekonomik güce sahiptir. İmkânı olan aileler, çocuklarını okumaya yönlendirirler.

Orta Anadolu’da yerleşik Çepniler, Osmanlı döneminde cins atlar yetiştirirlerdi. Bunlara ‘At çekenler’ denilirdi. Onlar devlete vergi yerine at verirlerdi.

Günümüz Çepniler’i; çiftçilik, sütçülük, arıcılık, besicilik, fındık yetiştiriciliği ile geçim sağlamaktadırlar.

Ülkemizde yapılan nüfus sayımlarında, boy ile ilgili tespitler yoktur. Bu sebeple, Çepni Boyu’na mensup vatandaşlarımızın ne kadar olduğunu söylemek mümkün değildir.

Anadolu Çepniler’i 7 grupta toplanır:

Karadeniz Çepnileri : Rum Pontus İmparatorluğu yönetimindeki Trabzon, Osmanlılar tarafından fethedilmeden önce şehre gelip yerleşen ve fetih ordusunda bulunup Trabzon’da kalan Çepniler’den oluşmaktadır. Karadeniz Çepnileri , Giresun’dan Rize’ye kadar geniş bir alana yayılmışlardır. Yoğunlukla Şebinkarahisar ve Alucra ilçelerinde ve köylerinde otururlar. Bu bölgelerdeki topraklar, günümüz Çepnileri’nin ataları tarafından kan ve can vererek alınmıştır. ‘Çepni’ denildiğinde, Karadeniz Çepnileri akla gelir. Çepni kelimesine, ‘yiğit – gözü pek ve cesur’ anlamı kazandıran Çepni’ler bunlardır.

Ulu Yörükler: Sivas, Tokat ve Kırşehir illeri ile ilçe ve köylerinde yaşayan Çepniler’dir. Gümüşhâne’nin Kelkit ilçesinden 1520 yılında göç ettikleri biliniyor. İkinci kalabalık grubu oluştururlar.

Bozoklar: Yozgat ili ve ilçelerine bağlı köylerde yaşayan Çepniler’dir. Bozok, esasen Yozgat’ın eski adıdır. Yozgat, günümüzde de ‘İkinci Ergenekon’ olarak anılmaktadır.

Başım Kızdulu Çepnileri: Aydın ve Saruhan bölgesinde yerleşmişlerdir. ‘Kızdulu’ kelimesinin yazılışında bir yanlışlık yoktur. Bu tür isimlere, Anadolu’muzun başka bölgelerinde de rastlanmaktadır. Bu yöredeki Çepniler’in eski beylerinin adı Kantemir olduğundan, bunlar, ‘Kantemirli’ olarak da adlandırılırlar.

Dulkadirli Çepnileri: Maraş Bölgesine yerleşmişlerdir. Sayıca azdırlar.

Adana Çepnileri : 1519 yılında bölgeye geldiler. Çok az bir nüfusa sahiptirler. Bunlara ‘At Çekenler’ de denilmektedir.

Halep Türkmenleri : Kanuni Sultan Süleyman Han döneminde Suriye’ye yerleştirildiler. Avusturya Seferi’ne dâvet edilen Çepniler bunlardır. Bir kısmı sonradan Antakya’nın kuzeyindeki Gündüzlü ilçesine yerleştiler. Bir kısmı da 1728 yılında Bergama ve Turgutlu’ya geldi.

Çepniler… Onlar, Türkçe’den başka bir dille konuşmazlar.

Yaşadığımız coğrafyayı, onlarla birlikte vatan yaptık.

Birlikte yaşıyoruz, dünya durdukça birlikte yaşayacağız.

Oğuz boylarının Anadolu’daki son durumu( günümüzdeki yerleşim yerleri)

1-KAYI

Kayıhan ………………………………………Afyon-Emirdağ
Karaçavuş(Kürtler kayı)…………………………… Amasya
Kayı (Balakayı) ……………………………………… Ankara-Yenimahalle-Kazan
Yenikayı (Zirkayı )…………………………………… Ankara-Yenimahalle-Yenikent
Kayı ………………………………………….. ………. Ankara-Güdül
Kayısopran…………………………………. ………… Bolu-Gerede
Kayı………………………………………. …………… Burdur-Çeltikçi
Demirli ( Kayı )……………………………………….. Burdur-Ağlasun-Karaaliler
Kayıçivi…………………………………… ……………Çankırı-Kargın
Gölezkayı………………………………….. …………. Çankırı-Eldivan
Hisarcıkkayı……………………………….. …………. ” “
Kayı………………………………………. …………… Çankırı-Ilgaz-Belören
Kayılar (Kayıbekir)………………………………… …Çankırı-Orta
Kayıören…………………………………… …………. Çankırı-Orta
Çaparkayı………………………………….. ………… Çankırı-Şabanözü
Kayı………………………………………. ………….. Çorum-Merkez
Kayı ………………………………………….. ………. Çorum-İskilip
Kayı………………………………………. ………….. Çorum-Mecitözü
Kayhan (Kayhanköy )………………………………. Denizli-Merkez
Kayı (Selmik)…………………………………… ……. Diyarbakır-Bismil-Yukarısalat
Kayı (Yukarışingirik)……………………………. …. Diyarbakır-Dicle
Kayı………………………………………. ………….. Erzincan-Refaiye-Akarsu
Kayı………………………………………. ………….. Eskişehir-Çifteler
Kayı………………………………………. ………….. Eskişehir-Mihalıççık
Kayhan( Kayıhan)…………………………………… Giresun-Bulancak
Kayı………………………………………. ………….. Isparta (Merkez)
Kayı………………………………………. ………….. Kastamonu-Kuzkaya
Kurtkayı (Merzuklar)……………………………….. ” ” Kayıköy……………………………………. ………… Kastamonu-Daday
Aşağıkayı………………………………….. …………. Kastamonu-Tosya
Yukarıkayı…………………………………. ……….. ” “
Kayıcılar………………………………….. …………. Konya-Bozkır-Belören
Kayı………………………………………. ………….. Kütahya-Emet
Kayı………………………………………. ………….. Kütahya-Tavşanlı
Kayı………………………………………. ………….. Nevşehir-Hacıbektaş
Kayı………………………………………. ………….. Niğde-Bor
Kayı ( Hedil )…………………………………………. Mardin-İdil-Haberli
Kayı………………………………………. ………….. Sivas-Suşehri-Akıncılar
Kayı………………………………………. ………….. Tekirdağ ( Merkez )

2-BAYAT

Şambayadı………………………………….. ………. Adana (Merkez)
Şambayat(Bucak)…………………………….. ……. Adıyaman-Besni
Bayatcık…………………………………… ………… Afyon (Merkez )
Bayat(Hambarcın)……………………………. ……. Afyon-Emirdağ
Bayat……………………………………… ………… Amasya(Ezine)
Bayat……………………………………… ………… Amasya(Merzifon)
Bayat……………………………………… ………… Ankara-Ayaş
Küçükbayat(Bayatatik)……………………….. ….. Ankara-Bala-Karakeçili
Zümrütova (Bayat )………………………………… Antalya-Elmalı-Akçay
Bayat……………………………………… ………… Antalya-Korkuteli
Bayatbademleri……………………………… ……… ” – “
Bayat……………………………………… …………. Aydın-Konakpınar
Bayat……………………………………… …………. Bilecik-Gölpazarı
Yakabayat………………………………….. ………. Bolu-(Merkez)
Bayatlar…………………………………… ………… Çanakkale-Yenice-hamdibey
Bayat……………………………………… …………. Çorum-Merkez(ilçe)
Bayat……………………………………… …………. Çorum-Kargı
Bayat……………………………………… …………. Denizli-Çivril
Bayat ( Füseyni)…………………………………… … Diyarbakır-Çermik
Bayatlı……………………………………. ………….. Gaziantep(Merkez)
Bayatköyü………………………………….. ……….. Isparta-Atabey
Özbayat (Gemenbayat)……………………………… Isparta-Yalvaç
Bayatdoğanşali……………………………… ………. Kars-Iğdır-Taşburun
Bayat……………………………………… …………. Kastamonu-Tosya
Bayat……………………………………… …………. Konya-Hatip
Yağlıbayat…………………………………. ………… Konya-Obruk
Bayat……………………………………… ………… Konya-Beyşehir
Karabayat………………………………….. ………. Konya-Beyşehir-Doğanbey
Bayat……………………………………… ………… Kütahya-Aslanapa
Bayat……………………………………… ………… Kütahya-Sabuncu
Bayat……………………………………… ………… Manisa-Gördes
Bayat……………………………………… ………… Manisa-Soma
Bayat……………………………………… ………… Niğde-Bor
Bayat……………………………………… …………. Sakarya-Geyve
Bayat……………………………………… …………. Sinop-Durağan
Kalınbayat…………………………………. ……….. Urfa-Hilvan-Gölcük
Bayatören (Bayatviran)…………………………….. Yozgat-Osmanpaşa

3-ALKA-EVLİ

Halkahavlı…………………………………. ……….. Samsun-Vezirköprü
Halkaavlu………………………………….. ……….. Manisa-Kırkağaç-Gelembe

4-KARA- EVLİ

Karaevli…………………………………… ……….. Kastamonu-Kuzyaka
Karaevli…………………………………… ……….. Tekirdağ-Merkez
Karaevligeriş………………………………. ………. Zonguldak-Çaycuma-Perşembe
Karaevliçavuş (Çilesizoğlu)……………………….. ” ” “

5-YAZIR

Yazır……………………………………… ………… Ankara-Çubuk
Yazır……………………………………… ………… Antalya-Korkuteli
Kumluca yazırı(iydiryazırı)……………………….. Antalya-Kumluca
Yazır ( Finike yazırı)………………………………. Antalya-Finike
Yazır……………………………………… ………… Aydın-Karacasu
Yazırlı……………………………………. ………… Aydın-Na…..
Gölcük ( Yazır)…………………………………….. Burdur-Gölhisar-Çavdır
Yazır……………………………………… ………… Burdur- Ağlasun
Yazır……………………………………… ………… Çorum- Sungurlu-Boğazkale
Yazır……………………………………… ………… Denizli-Acıpayam
Yazır……………………………………… ………… Denizli-Çal
Yazır……………………………………… ………… Edirne-Enez
Yazır……………………………………… ………… Eskişehir-Sivrihisar-Günyüzü
Yazır……………………………………… ………… Gaziantep-Nizip-Barak
Yazır……………………………………… ………… Kayseri-Merkez
Yazır……………………………………… ………… Konya-Sille
Yazır……………………………………… ………… Konya-Doğanhisar
Yazır ( Kuzeyrip )………………………………….. Mardin-Savur-Sürgücü
Yazır……………………………………… ………… Tekirdağ-Barboros

6- DÖĞER

Döğer……………………………………… ………. Afyon-İhsaniye
Aşağı Düver……………………………………… .. Bolu-Gerede-Çavuşlar(Dörtdivan)
Yukarı-Döğer……………………………………… ” ” ” “
Düğer……………………………………… ………. Burdur (Merkez)
Döğer (Dibni)……………………………………. .. Diyarbakır-Dicle
Döver (Düver)……………………………………. . Hatay-Harbiye
Düverlik…………………………………… ……… İzmir-Torbalı
Düğer……………………………………… ……… Kayseri-Himmetdede
Döğer (Düğer)……………………………………. . Konya-Ilgın
Düğer……………………………………… ………. Mugla-Fethiye-Kemer
Düğer……………………………………… ………. Sivas-Hafik
Düğer……………………………………… ………. Urfa-Hilvan-Ovacık

7- DODURGA

Dodurga……………………………………. ……… Afyon-Sandıklı
Dodurga……………………………………. ……… Ankara-Yenimahalle
Dodurga……………………………………. ……… Bilecik-Bozüyük
Yeni Dodurga……………………………………. .. Bilecik-Bozüyük-Dodurga
Dodurga……………………………………. ……… Bolu( Merkez)
Dodurga……………………………………. ……… Bolu-Mudurnu
Dodurga……………………………………. ……… Çankırı-Çerkeş
Dodurga……………………………………. ……… Çankırı-Orta
Dodurga……………………………………. ……… Çorum-Osmancık
Aşağı Dodurga(Dodurgalar) …………………….. Denizli Acıpayam
Yukarı Dodurga(Dodurgalar)…………………… ” “
Dodurga……………………………………. …….. Mugla-Fethiye-Eşen
Dodurga……………………………………. …….. Sinop-Boyabat
Demiryut(Tödürge)…………………………… ….. Sivas-Zara
Dodurga……………………………………. ……… Tokat-Çamlıbel
Dodurga……………………………………. ……… Zonguldak-Ulus

8- YAPARLI

Yeni Yapar……………………………………… …. Bolu-Gerede
Eski Yapar……………………………………… …. Çorum-Alaca

9- AVŞAR ( AFŞAR )

Afşar……………………………………… ………… Afyon-Dinar-Dombayova
Avşar……………………………………… ……….. Amasya-Ezine
Afşar……………………………………… ………… Ankara-Bala
Büyük Afşar……………………………………… … Ankara-Delice
Küçük Afşar……………………………………… … Ankara-Delice
Afşar……………………………………… …………. Ankara-Güdül
Afşar……………………………………… …………. Ankara-Kalecik-Çandır
Avşar (Burhaniye)………………………………… .. Ankara-Polatlı
Afşar……………………………………… …………. Şereflikoçhisar-Ağaçören
Avşar (Afşar)……………………………………. …. Antalya-Elmalı_Akçay
Avşar……………………………………… ………… Aydın-Söke
KocaAvşar………………………………….. ……….Balıkesir-Merkez
Çam Avşar……………………………………… ……Balıkesir-Balya
Afşar(Afşargıdırıç-Afşargidiriç)……………………Bolu-Merkez
Afşartarakçı……………………………….. ……….. Bolu-Gerede
BirinciAfşar(afşarevvel)…………………….. ………Bolu-Gerede
İkinci Afşar(afşarsanı)……………………………. … ” “
Afşar……………………………………… …………. Bolu-Mengen-Gökçesu
Afşar……………………………………… …………. Bursa-Yenişehir
Afşar……………………………………… …………. Çankırı-Çerkeş
Avşar……………………………………… …………. Çorum-Kargı-Hacıhamza
Menteşe(Afşar)……………………………… ……….Denizli-Honoz
KarahüyükAfşarı…………………………….. ………Denizli-Acıpayam
KumAfşarı………………………………….. ……….. ” “
Avşarözü(Hüseyinşeyh)……………………….. …… Erzincan-Refaiye
YakaAvşar………………………………….. ……….Isparta-Eğridir-Aksu
Afşar……………………………………… …………..Isparta-Gelendost
Afşar……………………………………… …………. Kastamonu-İhsaniye(Araç)
Afşargüney…………………………………. ………..Kastamonu-Küre
Afşarimam………………………………….. ……….. ” “
Afşar……………………………………… …………..Kastamonu-Taşköprü
Avşarpotuklu……………………………….. ……….Kayseri-Pınarbaşı
Avşarsöğütlü……………………………….. ………..Kayseri-Pınarbaşı-Pazarören
Büyüksöbeçimen( Avşar)…………………………… Kayseri-Sarız
BayAfşar…………………………………… …………Konya-Beyşehir
KüçükAfşar…………………………………. ………. ” “
Afşar……………………………………… ………….Konya-Çumra-Dinek
Afşar……………………………………… ………….Konya-Hadim-Taşkent
Afşarlı……………………………………. …………. Konya-Kadınhanı-Kurtasanlı
Afşar……………………………………… ………….Kütahya-Emet-Pazarören(örencik)
Afşar(Kürtleravşarı)………………………… …….. Kahramanmaraş-Merkez
Avşarlı……………………………………. ………… Kahramanmaraş-Türkoğlu
Avşar……………………………………… ………… Mugla-Milas
Afşar……………………………………… ………….Manisa-Sarıgöl
Avşar……………………………………… …………Manisa-Gördes-Köprübaşı
Avşar……………………………………… ……… Manisa-Turgutlu
Avşarcık…………………………………… ……… Sivas-Divriği
Avşar……………………………………… …………Sivas-İmranlı-Karacaören
Avşar……………………………………… …………Sivas-Suşehri-Akıncılar
Avşarören(Avşarveran)……………………….. …. .Sivas-Kangal-(Akpınar)
Avşar……………………………………… …………Sivas-Zara-Şerefiye
Avşar(Apşur)……………………………….. ………Tekirdağ-Barboros
Avşarağzı………………………………….. ………..Tokat-Çamlıbel
Avşaralanı…………………………………. …….. Yozgat-Çayıralan
Afşar……………………………………… ……….. Zonguldak-Eflani

10- KIZIK

Kızık……………………………………… ……… Afyon-Sandıklı
Kızık……………………………………… ……… Amasya-Gümüşhacıköy-Saraycık
Kızık(Ravlıkızıgı)………………………….. …… Ankara-Çubuk-Akyurt
Kızık……………………………………… ……… Ankara-Kızılcahamam(Çeltikçi)
Kızıklı……………………………………. ……… Balıkesir-Burhaniye
Kızık……………………………………… ……… Balıkesir-Manyas
Kızıksa( Kızılköy)………………………………… ” – “
Kızık……………………………………… ……… Bolu-Seben
Sarıkaya( Kızık)…………………………………. Bolu-Kıbrıscık
Cumalıkızık………………………………… …… Bursa(Merkez)
Fidye Kızık……………………………………… .. Bursa(Merkez)
DereKızık………………………………….. ……. Bursa-Gürsu
HamamlıKızık……………………………….. …. Bursa-Gürsu
Kızıklı……………………………………. ……… Çorum-Alaca
Kızık Hamurkesen………………………………. Gaziantep-Merkez
Övündük (YenidinekKızık)…………………….. ” “
Kızık……………………………………… ……… Kahramanmaraş-Andırın
Kızık……………………………………… ……… Kayseri-Güneşli
Kızık……………………………………… ……… Kayseri-Develi
Kargınkızıközü……………………………… ….. Kırşehir-Kaman
Yenigüdemem (Kızık)…………………………… Karaman
Kızık……………………………………… ……… Kütahya-Emet-Örencik
Kızık……………………………………… ……… Kütahya-Köprüören
Kızık……………………………………… ……… Kütahya-Simav
Kızık (Kınık)……………………………………. . Malatya-Arguvan
BüyükKızık…………………………………. ….. Sinop-Gerze-Dikmen
KüçükKızık…………………………………. ….. ” – ” – “
Kızık……………………………………… ……… Sivas-Zara-Şerefiye
Kızık……………………………………… ……… Tokat-Çamlıbel
Kızık……………………………………… ……… Tunceli-Ovacık-Yeşilyazı

11- BEĞ- DİLİ

Beydili……………………………………. …….. Ankara-Nallıhan
Beydili……………………………………. …….. Ankara-Nallıhan-Beydili
Beydili ( Ovacık )………………………………. Çankırı-Orta(Ovacık)
Beydini……………………………………. ……. Çankırı-Ovacık
Bedil……………………………………… …….. Çankırı-Çerkeş
Beydili……………………………………. …….. Çorum-Merkez
Beydili……………………………………. …….. Çorum-Bayat
Beydili……………………………………. …….. Denizli-Çivril-Işıklı
Beydili (Arabanbeydilli)……………………….. Gaziantep-Araban
Beydili……………………………………. …….. Isparta-Sütçüler
Beydili……………………………………. …….. İçel-Gülnar
Beydili……………………………………. …….. Karaman
Beydili……………………………………. …….. Sivas-Hafik

12- KARGIN

Kargın…………………………………….. ……. Afyon-Sandıklı
Kargın…………………………………….. ……. Ankara-Çubuk
Kargın…………………………………….. ……. Ankara-Kalecik-Çardır
Kargın…………………………………….. ……. Kırıkkale-Balışeyh(Balışık)
Kargın…………………………………….. ……. Antalya-Korkuteli
Kargın…………………………………….. ……. Balıkesir-Bigadiç
Kargın…………………………………….. ……. Çorum-Alaca
Derekargın…………………………………. ….. Çorum-İskilip
Kargın…………………………………….. …… Erzincan-Tercan
Kargın…………………………………….. …… Eskişehir-Merkez
Karkın…………………………………….. …… Eskişehir-Sivrihisar
Kargın…………………………………….. ……. Kastamonu-Tosya
Kargın-Kızıközü……………………………….. Kırşehir-Kaman
Kargın-Meşe…………………………………… ” – “
Kargın-Selimağa………………………………. ” – “
Kargın-Yenice…………………………………. ” – Mucur
Karkın…………………………………….. …… Konya-Çumra
Dedekarkın…………………………………. ….. Malatya-Yazıhan
Kargın…………………………………….. ……. Manisa-Turgutlu-Ahmetli
Kargınışıklar………………………………. ….. Manisa-Demirci-Karbasan
Kapugargın(Kargınkürü)……………………… Muğla-Köycegiz-Ortaca
Kargın…………………………………….. ……. Aksaray-Taşpınar
Kargın…………………………………….. ……. Sivas-Koyulhisar
Kargın…………………………………….. ……. Sivas-Yıldızeli-Çırçır
Kargın (Demenikargın)………………………… Tokat-Çamlıbel
Kargıncık (Karkıncık)…………………………. ” – “
Kargın…………………………………….. ……. ” – Turhal

13- BAYINDIR

Bayındırlı…………………………………. ……. Adana-Bahçe-Haruniye
Bayındır…………………………………… ……. Ağrı-Tutak
Bayındır…………………………………… ……. Ankara-Çankaya
Bayındır…………………………………… ……. Ankara-Çamlıdere-Peçenek
Bayındır…………………………………… ……. Antalya-Elmalı
Bayındır…………………………………… …….. Antalya-Kaş
Bayındır…………………………………… ……. Aydın-Na…..
Ovabayındır………………………………… ….. Balıkesir-Merkez
Bayındır…………………………………… ……. Bolu-Göynük
Bayındır…………………………………… …… Burdur-Merkez
Bayırköy(Bayındır)………………………….. … Burdur-Gölhisar-Çavdır
Bayındır…………………………………… ……. Burdur-Yeşilova
Bayındır(KokarcaMamure)……………………. Bursa-İznik
Bayındır…………………………………… ……. Bursa-Orhaneli-Büyükorhan
Bayındır…………………………………… ……. Çankırı(Merkez)
Bayındır…………………………………… ……. Çankırı-Çerkeş
Bayındır…………………………………… ……. Çankırı-Eskipazar
Derebayındır……………………………….. ….. Çankırı-Orta
Ortabayındır(Yenicebayındır)………………… ” – “
Tutmaçbayındır……………………………… … ” – “
Bayındır…………………………………… …… Çorum-Mecitözü
Bayındır(Arapkent)………………………….. .. Diyarbakır-Bismil-Tepe
Bayındır…………………………………… …… Elazığ-Keban
Bayındır…………………………………… …… Erzurum-İspir-Pazaryolu
Bayındır…………………………………… …… Erzurum-Tekman-Gökoğlan
Aşağıbayındır………………………………. …. Gaziantep-Nizip
Yukarıbayındır……………………………… … Gaziantep-Nizip
Bayındır…………………………………… …… Giresun-Bulancak-Kovancık
Bayındır…………………………………… …… Gümüşhane-Yağmurdere
Bayındır…………………………………… …… İçel-Silifke
Bayındır…………………………………… …… İzmir
Bayındır…………………………………… …… Kastamonu-Kuzyaka
Bayındır…………………………………… …. Kırşehir-Kaman
Bayındır…………………………………… …. Konya-Beyşehir
Bayındır…………………………………… …. Samsun-Kavak
Bayındır (Melüller)………………………….. Sivas-Kangal-Kavak

14 – PEÇENEK

Peçenek……………………………………. …. Adana-Bahçe-Haruniye
Peçenek……………………………………. …. Ankara-Altındağ
Peçenek……………………………………. …. Ankara-Çamlıdere
Peçenek( Bala)……………………………….. Ankara-Çubuk-Sirgeli
Peçene…………………………………….. ….. Eskişehir-Çifteler
Biçer (Peçene)………………………………… Konya
Peçenek(Mirkefşin)………………………….. . Mardin-İdil

15- ÇAVULDUR (ÇAVUNDUR )

Çavuldur (Çavundur)………………………… Amasya-Merzifon
Aşağıçavundur………………………………. .. Ankara-Çubuk
Yukarıçavundur……………………………… . Ankara-Çubuk
Turunçova (Çavdır)…………………………… Antalya-Finike
Çavdır…………………………………….. ….. Anatlya-Kaş-Kalkan
Çavdır…………………………………….. ….. Aydın-Bozdoğan
Çavdır…………………………………….. ….. Burdur-Gölhisar
Çavundur…………………………………… … Çankırı-Kurşunlu-Atkaracalar
Çavundur (Licek/Lico)……………………….. Diyarbakır-Lice-Kayacık
Çavundur…………………………………… … Isparta-Şarkikaraağaç
Çavundur…………………………………… … Kastamonu(Merkez)
Çavundur…………………………………… … Kastamonu-Kuzyaka
Çavdır…………………………………….. ….. Manisa-Soma
Çavdır…………………………………….. ….. Muğla-Ula-Kavaklıdere

16- ÇEPNİ (ÇETMİ)

Çepni……………………………………… …… Afyon-Sandıklı-Hocalar
Çetmi……………………………………… …… Amasya-Gümüşhacıköy
Çepnişabanlı……………………………….. …. Şereflikoçhisar-Ağaçören
Çepni……………………………………… …… Balıkesir-Bandırma-Edincik
Yeniçepni(Çerkezcetni)………………………. . Bilecik-Bozüyük
Yürükcetmi(Yürükcetni)……………………… Bilecik-Bozüyük
Çepni……………………………………… …… Bolu-Merkez
Çepni……………………………………… …… Bolu-Mudurnu
Çepni……………………………………… …… Bursa-Mudanya
Küçükçetmi…………………………………. … Çanakkale-Küçükkuyu-Ayvacık
Yeşilyurt(Büyükçetmi)……………………….. . Çanakkale-Ayvacık-Küçükkuyu
Çetmi……………………………………… …… Çanakkale-Ezine
Çetmi……………………………………… …… Çorum-İskilip
Göletçetmi…………………………………. ….. Çorum-Kargı
Çepni……………………………………… ……. Giresun-Espiye
Çayırlı(Çetmi)……………………………… ….. İzmir-Tire
Çepni……………………………………… …… Kastamonu-Çatalzeytin
Çetmi……………………………………… …… Kastamonu-Taşköprü
Çepni……………………………………… …… Kastamonu-Kengiri-Tosya
Çepni……………………………………… …… Kırşehir-Merkez-Çiçekdağı
Çetmi……………………………………… …… Konya-Beyşehir-Üzümlü
Çetme……………………………………… ….. Konya-Doğanhisar
Çetmi……………………………………… …… Konya-Hadim-Taşkent
Çepniharmandalı(Yobazharmandalı)………… Manisa-Saruhanlı
Çepnimuradiye………………………………. .. Manisa-Saruhanlı
Çepnibektaş………………………………… …. Manisa-Turgutlu
Çepnidere………………………………….. ….. Manisa-Turgutlu
Çepni……………………………………… …… Samsun-Alaçam
Çitme……………………………………… …… Sivas-Divriği-Gedikpaşa
Çepni……………………………………… …… Sivas-Gemerek
Dereçepni(Kötüçepni)………………………… Yozgat-Boğazlıyan
Yazıçepni………………………………….. ….. Yozgat-Boğazlıyan

17- SALUR

Salur……………………………………… ……. Antalya-Elmalı
Salur……………………………………… ……. Antalya-Kumluca
Salur……………………………………… ……. Antalya-Manavgat
Salur……………………………………… ……. Bolu-Gerede
Salur……………………………………… ……. Çankırı-Orta
Salur……………………………………… ……. Çorum-Seydim
Salur……………………………………… ……. ErzincanRefahiye-Akarsu
Salur……………………………………… ……. Isparta-Şarkikaraağaç
Salur……………………………………… ……. Kayseri-Güneşli
Salur……………………………………… …….. Karaman
Salur……………………………………… …….. Konya-Karapınar

Salur……………………………………… …….. Manisa-Gördes
Salurçiftliği………………………………. …….. ” – “
Salur……………………………………… …….. Samsun-Ladik
Salur……………………………………… ……. Tokat-Artova
Salur……………………………………… ……. Tokat-Zile-Boztepe
Salur……………………………………… ……. Yozgat-Sorgun

18- EYMÜR (EYMİR)

Eskieğmir………………………………….. …. Afyon-İhsaniye
Eymir……………………………………… …… Amasya-Merzifon-Alıcık
Kıreymir…………………………………… …. Amasya-Merzifon-Sarıbuğday
Eymir(Eğmir)……………………………….. .. Amasya-Suluova
İymir(Eymür-iğmir)………………………….. Ankara-Yenimahalle-Kazan
Aşağıemirler……………………………….. …. Ankara-Çubuk
İmirli…………………………………….. ……. Ankara-Delice
İğmir……………………………………… …… Ankara-kızılcahamam-Pazar
Eymir……………………………………… ….. Nallıhan
Eymir(Eğmir)……………………………….. .. Antalya-Elmalı
Dağeymiri(dağemiri)…………………………. . Aydın-Merkez
Ovaeymiri(Ovaemiri)…………………………. Aydın-Merkez
Eymir……………………………………… …… Aydın-Karacasu
Eğmir……………………………………… …… Balıkesir-Havran
Eymir(Eymur-Eymür)………………………… Bolu-Gerede
Eymir……………………………………… …… Bursa-İnegöl
Eymir……………………………………… …… Çorum-Merkez
Eğmir……………………………………… …… Giresun-Aluçra-Çamoluk
Eymür……………………………………… ….. Giresun-Tirebolu
Eymür……………………………………… ….. Gümüşhane-Bayburt-Demirözü
Eymür……………………………………… ….. Gümüşhane-Kelkit
Yakaemir(Yakaeymür)……………………….. Isparta-Şarkikaraağaç
Eymir……………………………………… …… Kastamonu(Merkez)
Eymir(Eğmir)……………………………….. … Kütahya-Altıntaş
Eymir……………………………………… …… Malatya-Arapkir
Eymir……………………………………… …… Malatya-Arguvan
Eymirli(Tibyat)…………………………….. …. Mardin-Kızıltepe
Eymür……………………………………… ….. Ordu-Ulubey
Eymir……………………………………… …… Samsun-Havza
Eymir……………………………………… …… Sinop-Gerze
Eymir……………………………………… …… Sivas-Hafik
Eymir……………………………………… …… Sivas-Kangal-Kavak
Eymir……………………………………… …… Sivas-Zara
Eymür……………………………………… ….. Tokat-Reşadiye
Eymir……………………………………… …… Yozgat-Sorgun

19- ALA-YUNDLU

Alayund……………………………………. …… Kütahya-Merkez
Alayunt(Arbay)……………………………… …. Mardin-Midyat-Dargeçit(Kerburan)

20- YÜREĞİR

Yüreğil……………………………………. …….. Afyon-Dazkırı
Yüreğil……………………………………. …….. Afyon-Emirdağ
Üreğil…………………………………….. …….. Ankara-Beypazarı-Uruş
Yüreğil……………………………………. ……. Ankara(semt adı)
Yüreğil (Menderesboğazı)……………………… Balıkesir-Sındırgı
Yeniyüreğil………………………………… …… Bilecik-Bozüyük-Dodurga
Yüreğil……………………………………. ……. Burdur-Bucak-Kızılkaya
Yeşilköy(Yüreğil……………………………. …. Burdur-Tefenni
Üreğil…………………………………….. …….. Bursa-Orhangazi
Yüreğil(Yüreyil)……………………………. ….. Denizli-Acıpayam
Dilek(Öregel)………………………………. ….. Giresun-Şebinkarahisar
Karademir………………………………….. …. Giresun-Tirebolu
Yüreğil……………………………………. ……. Kayseri-Güneşli
Eskiyüreğil(Atikyüreğil)…………………….. .. Kütahya-Köpüören
Oluklu(İregül) ……………………………… Ordu-Fatsa
Öreğil(Üreğil)……………………………… ….. Sivas-Hafik
Büyükyüreğil……………………………….. …. Sivas-Şarkışla
Küçükyüreğil……………………………….. …. Sivas-Şarkışla

21- İĞDİR

İğdir(Iğdır)……………………………….. ……. Ankara-Kızılcahamam-Pazar
Kumlucayazırı(İydiryazırı)…………………… . Antalya-Kumluca
Iğdır……………………………………… ……… Bolu-Düzce-Gümüşova
İğdir……………………………………… ……… Burdur-Yeşilova
İğdir……………………………………… ……… Bursa-Gürsu
İğdir(Iğdır)……………………………….. ……. Çankırı-Kurşunlu
İğdir(Iğdır)……………………………….. ……. Çankırı-Yapraklı
İğdir……………………………………… …….. Denizli-Çivril
İğdir( Iğdır)……………………………………. Eskişehir-Sarıcakaya
İğdir……………………………………… ……. Gümüşhane-Bayburt-Naden
İğdir ( Cerit )………………………………….. İçel-Merkez
Iğdır……………………………………… …… Iğdır( il)
İğdir ( Iğdır)…………………………………… Kars-Selim
Nefsiiğdir (İğdir)……………………………… Kastamonu-Araç-İğdir
İğdir……………………………………… ……. Kastamonu-Araç
İğdirkışla…………………………………. …… Kastamonu-Araç
İğdir……………………………………… ……. Kastamonu-Küre
İğdir(Iğdır)……………………………….. …… Malatya-Hekimhan
İğdir……………………………………… ……. Samsun-Bafra-Kolay
İğdir……………………………………… ……. Sivas-Zara-Beypınarı
İğdir……………………………………… ……. Tokat-Artova
İğdir……………………………………… ……. Tokat-Zile
Başiğdir…………………………………… …… Zonguldak-Ereğli (Eflani)

22- BÜĞDÜZ

Büğdüz…………………………………….. ……. Ankara-Çubuk-Akyurt
Büğdüz…………………………………….. ……. Burdur-Merkez
Büğdüz…………………………………….. ……. Çankırı-Orta
Büğdüz…………………………………….. ……. Çorum-Merkez
Büğdüz…………………………………….. ……. Eskişehir-Alpu
Büğdüz(Büydüz)……………………………… … Gaziantep-Oğuzeli
Büğdüz(Büğüz)………………………………. …. Kırşehir-Kaman

23- YIVA ( YUVA )

Yuvaköy……………………………………. ……. Amasya-Ezine
Yuva………………………………………. …….. Ankara-Yenimahalle
Yuva………………………………………. …….. Ankara-Çubuk-Sirgeli
Yuva………………………………………. ……… Antalya-Elmalı
Yuvalılar………………………………….. …….. Antalya-Finike
Yuvacık……………………………………. …….. Antalya-Kaş-Kalkan
Yuva………………………………………. …….. Bolu-Merkez
Yuva………………………………………. …….. Bolu-Seben
Yuva………………………………………. …….. Burdur-Ağlasun-Kızılkaya
Yuva………………………………………. …….. Burdur-Tefenni
Yuvalak……………………………………. ……. ” – “
Yuvalar……………………………………. ……. Çanakkale-Çan
Yuva………………………………………. …….. Çankırı-Orta
Yuva………………………………………. …….. Çorum-İskilip
Yuva………………………………………. …….. Denizli-Çivril-Işıklı
Yuvaköy……………………………………. …… Giresun-Dereli_Yavuzkemal
Yuvalı…………………………………….. …….. Hatay-Hassa-Aktepe
Aşağıyuva………………………………….. ……. Kastamonu-Kuzyaka
Yuvacık……………………………………. …….. Koçaeli-Bahçecik
Yuva………………………………………. …….. Nevşehir
Yuva………………………………………. …….. Aksaray-Taşpınar
Yuva………………………………………. ……… Sivas-Divriği-Sincan
Yuva………………………………………. ……… Sivas-Gürün-Konakpınar
Yuva………………………………………. ……… Sivas-Saray

24- KINIK

Kınık……………………………………… ……….. Afyon-Dinar-Haydarlı
Kınık……………………………………… ……….. Afyon-Sandıklı-Karadirek
Kınık……………………………………… ……….. Afyon-Sinanpaşa(Sincanlı)
Kınık……………………………………… ……….. Ankara-Yenimahalle-Kazan
Kınık……………………………………… ………. Ankara-Kalecik-Çandır
Kınık……………………………………… ………. Ankara-Kızılcahamam(Çeltikçi)
Kınık……………………………………… ………. Ankara-Kızılcahamam-Pazar
Kınık……………………………………… ……. Antalya-Kaş-Kalkan
Kınık……………………………………… ………. Balıkesir-İvrindi
Kınık……………………………………… ………. Balıkesir-Sındırgı
Kınık……………………………………… ………. Bilecik-Yarhisar
Kınık(Hotanlı)……………………………… ……. Bilecik-Pazaryeri
Sazak Kınık……………………………………… . Bolu- Merkez
Susuzkınık…………………………………. …….. Bolu-Merkez
Kınık……………………………………… ………. Bolu-Akçakoca
Adakınık…………………………………… ……… Bolu-Gerede-Çavuşlar(Dörtdivan)
Aşağıkınık(Kınıkzır)………………………… …… Bolu-Göynük
Yukarıkınık(Kınıkbala)………………………. …. Bolu-Göynük
Kınık……………………………………… ………. Bursa-İnegöl
Kınık……………………………………… ………. Bursa-Orhaneli-Büyükorhan
Kızıllar(Kınık)…………………………….. …….. Çankırı-Çerkeş
Kınıkdelileri………………………………. ……… Çorum-Merkez
Kınık……………………………………… ……….. Çorum-Seydim
Kınıklı……………………………………. ……….. Denizli-Merkez
Kınıkyeri………………………………….. ……… Denizli-Çameli
Kınık……………………………………… ………. Eskişehir-Sivrihisar
Kınık……………………………………… ………. Giresun-Şebinkarahisar
Kınık(ilçe)………………………………… ……… İzmir
Kınıkköy(Kınıkkoz)………………………….. …. K.Maraş-Süleymanlı
Kınık……………………………………… ………. Kastamonu-Devrikani
Kınık……………………………………… ………. Kastamonu-Tosya
Yazıkınık………………………………….. ……… Kırşehir-Mucur
Kınık(Abadaniye)……………………………. ….. Konya( Aşağıpınarbaşı)
Kınık……………………………………… ………. Konya-Bozkır
Kınık……………………………………… ……….. Kütahya-Merkez
Kınık……………………………………… ………. Kütahya-Simav
Kızık(Kınık)……………………………….. …….. Malatya-Arguvan
Tatkınık…………………………………… ……… Malatya-Arguvan
Kınık……………………………………… ………. Manisa-Gördes-Köprübaşı
Kınık……………………………………… ………. Manisa-Kırkağaç(Gelenbe)
Kınık……………………………………… ………. Manisa-Selendi
Kınık……………………………………… ………. Muğla-Fethiye-Seki
Kınıklar…………………………………… ………. Tekirdağ-İnecik
Kınık……………………………………… ……….. Tokat-Almus

( Araştırma: Prof. Dr.TuncerGÜLENSOY)

İçinde belirtilen isimler yerleşimlerin 1968 yılından önceki adlarıdır. Bu araştırma Kültür Bakanlığı Folklor Araştırma Dairesi Yayınlarından 1977 Basımı Türk Halkbilim Araştırma Yıllığından alıntıdır. Son dönemde yeni iller oluşması sebebi ile bazı yerlerin bağlı olduğu iller değişmiş olabilir.

OSMANLI DEVLETİ’Nİ KURAN HANEDANIN SOYKÜTÜĞÜ
Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında yapılan çalışmalar, romantik milliyetçiliğin tesirleri ile 20. yüzyılın ikinci yarısında büyük bir ivme kazandı. P. Wittek, H. A. Gibbons, J. Marquadrt, F. Köprülü, Z. V. Togan, H. İnalcık gibi tarihçilerin kaleme aldığı ve kuruluş ile ilgili ileri sürdükleri nazariyeler uzun süre tarihçileri meşgul etti. Bugün dahi Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile ilgili öne sürülen yeni görüşler bu nazariyelerden etkilenmiştir. Söz konusu görüşler arasında bilhassa “Osmanlıların menşeinin Kayılara dayandığı” yönündeki nazariye genel kabul görmüş gibidir.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile ilgili farklı görüşlerin mevcudiyeti ve bu konunun her zaman tarihçileri meşgul etmesi, kuruluş dönemi ile ilgili tarihî malzemenin eksikliğinden kaynaklanır. Konu ile ilgili bilgi veren kaynaklar, daha sonraki dönemlere aittir ve ilk kaynak, Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi olarak kabul edilen 1299 yılından yaklaşık bir asır sonra kaleme alınmıştır.

Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarından bahseden ve geç devirlere ait kaynaklarda yer alan bilgiler, bugün Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile ilgili bilgilerimizin kaynağını teşkil eder. Bir asır gibi uzun bir süre sonra kaleme alınan bu eserlerde tarihî hakikatler ile destansı özellikler, hayal mahsulü unsurlar, gerçek ve sıra dışı olaylar iç içe geçmiştir. Bunları birbirinden ayırmak hayli zordur. Üstelik 15. yüzyılın tarih yazarları, 13. yüzyıl gerçeğine romantik bir zaviyeden bakmışlar; ellerindeki kaynaklar arasındaki farklılıkları, tutarsızlıkları, dağınık bilgileri kendi içinde uyumlu bir “masal”a çevirerek anlatmışlardır.[1] Bu masallar, 15. yüzyılın hâkim olan anlayışı ile şekillenmiştir. Bu yüzden ilk dönem kroniklerine ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Ancak kroniklerdeki tarihî hakikatler de göz ardı edilemez.

Osmanlı hanedanının mensup olduğu boy olarak bilinen Kayı hakkında bugün genel bir kanaat oluşmuştur.[2] İlk dönem kaynaklarında bu konuda kısmî bilgilere tesadüf edilmekte ise de, Kayı menşei fikri, o dönemin siyasî ve sosyal gelişmeleri ile birlikte değerlendirilmelidir. Siyasî olaylar nazara alındığında, ilk kroniklerin yazıldığı yıllarda Osmanlı ordusunun Ankara Savaşı’nda (1402) Timur karşısında hezimete uğradığı, devletin otorite boşluğu yaşadığı ve Osmanlı hakimiyetine giren birçok Türkmen beyliğinin bağımsızlıklarını yeniden elde ettikleri görülür. Osmanlı Devleti’nde yaşanan otorite boşluğu, onu yeni siyasî oluşumlara itti. Diğer yandan ise meşruiyetini kanıtlaması için uğraşılar içine girmesine sebep oldu. Oğuz geleneği canlandırılmaya çalışıldı. İlk dönem kroniklerinde “aşiret merkezli bakış açısı” hakim unsur olarak ortaya çıktı. Osmanlıların Oğuz boyundan olduklarına dair söylemleri ve bu doğrultudaki politikaları, tâbi Türkmen aşiretlerini ortak bir ülkü etrafında toplamayı amaçlıyordu. Bu sayede Osmanlılar, Timur’un hakimiyetini kabul eden beyliklere karşı üstün olduklarını iddia edebilirlerdi. Kayı boyunun Oğuzlar arasındaki itibarını ön plana çıkaran Osmanlılar, ahir zamanda saltanatın bu boyda olacağı şeklinde politik söylemler geliştirdiler.

Kroniklerde Osmanlıların etnik menşei hakkında verilen bilgiler farklılıklar arz eder. Söz konusu eserlerin bir kısmında Osmanlıların Oğuzlardan olduğu kaydedilirken boy ismi verilmez. Bir kısım eserlerde ise Kayı boyu ön plana çıkarılır. Ancak bütün eserlerin ittifak ettiği nokta Osmanlıların –boy nazara alınmazsa- Oğuzlardan olduğudur. Osmanlı döneminde Oğuz deyimi, geçmişte kalan etnik bir tanımlamadan ibaretti. Oğuz menşei fikrinin kaynağı tarihten çok söylenceye, bir başka deyişle efsaneye dayanıyordu. Tıpkı diğer Türkmen aşiretleri gibi Osmanlılar için de Oğuz, siyasî meşruiyetin ve asaletin kaynağı idi.

Osmanlıların etnik menşeini Kayılara ve Oğuzlara dayandıran kroniklerde, Osman Gazi’nin soy kütüğü verilir. Ekseriyetle Nuh’un oğlu Yafes’in ilk ata olarak yer aldığı bu soy kütüklerinde, Oğuz ismi ortaktır. Şecerenin ilk ve son kısımlarında zikredilen atalar çoğunlukla ortak olduğu halde, orta dönemde isimler karışmış veya boşluklar meydana gelmiştir. Bu tip şecereler aşiret soy ağaçlarının karakteristik özelliğidir. “Bulanık soy ağaçları, aşiretin, saldırı ya da dış tehditlere karşı savunma veya köylüler ve göçerlerin kaynakları en iyi bir şekilde kullanmalarını sağlama hususundaki ortak menfaatini paylaşan herkesin bir araya gelmesini olanaklı kılar.”[3] Üstelik şecerelerin orta kısımları, aşirete katılan yeni üyelerin atalarının da yer alacağı bir zemin / kontenjan oluşturur. Şecereler, topluluk arasında bir siyasî sözleşme rolü üstlenir. Böylesine bulanık soy kütükleri, erken dönemde aşiretler konfederasyonundan müteşekkil Osmanlı Beyliği’nde, aşiretlerin ortak bir ülkü ve menfaat etrafında toplanmalarını sağlamıştır. Nitekim soy ağaçlarında, Türkmen aşiretlerinin ortak atası olarak Oğuz Han’ın yer aldığı görülür. Bununla birlikte Osmanlıların ataları arasında zikredilen Bayundur, Döger, Kayı, Çavuldur, Salgur, Toturga, Eymür gibi isimler, aynı zamanda Oğuz boylarının adlarıdır. Bu isimlerin, Osmanlı Beyliği’ni meydana getiren konfederasyona mensup aşiretler olduğu düşünülebilir. Yazıcızâde’nin Târîh-i Âl-i Selçuk adlı eserinde, Türkmen beylerinin meşveret ettikleri, hanlığın Kayı boyunun hakkı olduğunu, bundan dolayı Osman Bey’i han seçtikleri yazılıdır.[4] Osman’ın muhtelif Türkmen aşiretlerinden müteşekkil konfederasyona, bu meşveret sonrası önderi olduğu söylenebilir.

İlk dönem kroniklerinde, Osmanlı hanedanının soy kütüğü hakkında verilen bilgiler arasında farklılıklar vardır. Bunlar genellikle birbirinin mütemmimidir. Kroniklerde sunulan şecereler dikkate alındığında bunları üç gruba tasnif etmek mümkündür. Birinci gruptakiler Oğuz geleneğini, ikinci gruptakiler İslâmî geleneği yansıtırlar. Üçüncü grubu temsil eden eserlerde ise Osmanlı hanedanının yakın dönem ataları konu edilmiştir.[5] Bununla birlikte Oğuz geleneğini yansıtan kaynakları da iki grupta tasnif etmek mümkündür. Birinci gruptakiler, Osmanlıların menşeini Oğuz Han’ın büyük oğlu Gün Han’a dayandırır. İkinci gruptaki şecerelerde ise Oğuz Han’ın küçük oğullarından Gök Alp ismi yer alır.

Osmanlıların Kayı menşeinden bahseden eserlerin ilki Yazıcızâde Ali’nin Selçuknâme adı ile de bilinen Târih-i Âl-i Selçuk isimli eseridir. II. Murad’ın emriyle İbn Bibî’nin el- Evâmirü’l- alâ’iye fî’l-Umûri’l-alâ’iye isimli eserini Türkçe’ye tercüme eden Yazıcızâde Ali, bu esere Kayı boyunun üstünlüğünü ifade eden bazı cümleler de eklemiştir. Onun, Osmanlı hanedanının meşruiyetini ispatlamak için büyük bir gayret içinde olduğu görülür. Bu dönemde derlendiği bilinen Dede Korkut Destanları da siyasî olaylarından bağımsız ele alınamamış; Kayı motifi bu destanlara da sinmiştir. İslâm öncesi şaman unsurları ile veli-ozan kimliğini bünyesinde barındıran Dede Korkut, bir kehanette bulunmuş ve âhir zamanda saltanatın Kayılar’da kalacağının beşâretini vermiştir.[6] Destanlarda bu konuya yer verilmesi, doğu ve batı Türklüğü arasında bir köprü görevi gören ozan sayesinde Kayı boyuna bir meşruiyet kaynağı aramak amacıyladır. Bu uğraşılar sayesinde Osmanlılar, Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerinde üstünlük iddia edebilmiş ve kendilerini Doğu’daki hanların muâdili gösterebilmişlerdir.

Bununla birlikte, Osmanlıların neseplerini, Kınık ve Salur gibi Oğuz boylarının en itibarlıları dururken Kayı boyuna isnat etmesi izah edilememektedir. Selçuklu Devleti’ni kuranların Kınık boyuna mensup olduğu hesaba katılırsa Osmanlıların, kendilerini Selçuklulardan tefrik etmek istedikleri düşünülebilir. Salur ve Kınık boyuna karşı Kayı’nın üstünlüğünün iddia edilmesi, Osmanlıların taze bir güç olarak ortaya çıkmak istemeleri veya konfederasyonu oluşturan aşiretler arasında Kayıların en kesif grubu teşkil etmeleri ile ilgili olmalıdır. Kroniklerde, Kayılar’ın elli bin nüfusu aştıkları hakkında verilen abartılı bilgiler dikkate alınırsa, Osmanlıların güçlü bir siyasî dayanak aradıkları anlaşılır. Nitekim, “Türk hakimiyet anlayışı”nda göz ardı edilen nüfuz ile hakimiyet arasındaki ilişki ile açıklanabilir.[7] İlk dönem tarih eserlerinde, Ertuğrul Gazi’nin babası olarak anılan Süleymanşah’ın, 50 bin kişilik konar-göçer kütlesi ile Anadolu’ya geldiği kayıtlıdır.[8]

Şair Ahmedî’nin İskendernâme isimli eserinin sonuna eklediği “Dâsitan-ı Tevârih-i Mülûk-ı Âl-i Osman”da Osmanlıların hangi boya mensup olduğuna dair bilgiye tesadüf edilmez. Bununla birlikte, Ertuğrul Gazi’nin yanında Gündüz Alp ve Gök Alp gibi Oğuz’dan bir çok kişinin yer aldığı kayıtlıdır. Ahmedî’nin, diğer kaynaklarda Osmanlı hanedanının ataları arasında sayılan Gündüz Alp ve Gök Alp’ı Ertuğrul Gazi’nin savaş yoldaşları arasında değerlendirmesi dikkat çeker.[9] Bu açıklamalardan Ertuğrul Gazi, Gündüz Alp ve Gök Alp’in idaresinde teşekkül etmiş bir aşiret konfederasyonunun, Sultan Alaeddin’in ordusunda yer aldığı anlaşılmaktadır.

Ahmedî’nin eserinde, Osmanlı hanedanının Oğuzların hangi boyuna mensup olduğuna dair herhangi bir ifadenin yer almadığı, buna mukabil sonraki kaynaklarda Kayı boyunun ön plana çıkarıldığı görülür. Bu gelişme, II. Murad dönemine rastlaması, Ankara Savaşı’nın açtığı derin yaraların izlerinin yavaş yavaş kapandığı döneme rastlar. Osmanlı Devleti’nde siyasî istikrarın sağlanması ve devletin giderek güçlenmesi Kayı tezinin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Üstelik, bu dönemde yazılan eserlerde, Ahmedî’nin tarihinde izlerine rastlanmayan ve Osmanlıların atası olarak kabul edilen Süleyman Şah ortaya çıkmıştır. Bilindiği üzere tarihî bir kişilik olan Süleyman Şah, Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusudur. Kroniklerde Süleyman Şah’a yer verilmesi, Osmanlıların Selçuklu Devleti’nin varisi olma iddiasında olmalarına zemin hazırlayan bir etken olarak değerlendirilebilir. Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman’ların hemen hepsi Osmanlı Devleti’nin başlangıcını, Süleymanşah’ın Anadolu’ya gelişi ile başlatırlar.

Osmanlı hanedanının soy kütüğü hakkında, Oğuz ve İslâmî versiyonları birleştiren Şükrullah’ın Behcetü’t-tevârîh isimli eserinde anlattıklarına diğer kaynaklarda tesadüf edilmez. Şükrullah, 1449 yılında II. Murad’ın emriyle Karakoyunlu hükümdarı Mirza Cihanşah’a elçi olarak gönderilmiştir. Tebriz’de Cihanşah ile görüşen Şükrullah, orada Uygur harfleri ile yazılmış bir Oğuznâme görmüştür. Eserinin ilk tertibinde Cihanşah’ın Karakoyunlular ile Osmanlıların akraba olduklarına dair kendisine bilgi verdiğinden bahseden Şükrullah, bu kaynağa dayanarak Osmanlıların nesebini sıralar. Buna göre Osmanlıların soyu, Oğuz oğlu Gök Alpa dayanır. Gök Alp oğulları, Kızıl Buğa oğlu Kaya Alp oğlu Süleyman Şah oğlu Ertuğrul’a kırk beşinci göbekte erişir.[10] Şükrullah’ın bu açıklamalarda Oğuz ve Selçuklu geleneğini birleştirerek Osmanlılara mal ettiği görülür. Buna paralel olarak Ertuğrul Gazi’nin, Selçuk soyu ile birlikte Anadolu’ya geldiğini yazar.

Behcetü’t-tevârîh’in ikinci tertibinin yapıldığı Fatih Sultan Mehmed döneminde, Karakoyunlular ile Osmanlıların akraba olduğunu belirten cümleler eserden çıkarılmıştır. Bunun yerine şu ifadelere yer verilir: “Er Tuğrul, Oğuz oğullarından biridir. Kızıl Buga oğlu Kaya Alp oğlu Süleymanşah’ın oğludur. Kırk beşinci göbekte Nuh oğlu Yâfes oğlu Kavı Han oğlu Kara Han oğlu Oğuz oğlu Gök Alp ile Nuh’a ulaşan Er Tuğrul, Süleymanşah’ın oğlu, Osman Beğin de babasıdır.”[11] Osmanlıların Karakoyunlular ile akraba olduğuna dair verilen bilgilerin ikinci tertipte çıkarılmasının sebebi Fâtih’in merkeziyetçi politikası ile yakından ilgilidir. Fatih, Osmanlı hanedanına muadil ikinci bir hanedan kabul etmediği için bu ifadeleri hoş karşılamamış ve Şükrullah da bunları çıkarmıştır.

Osmanlıların nesebi hakkında bilgi veren bir diğer kaynak ise Âşıkpaşazâde’dir. Onun, Osmanlılar’ın ilk dönemi hakkında Yahşi Fakih’in Menâkıbnâme’sinden faydalandığı bilinmektedir. Tevârîh-i Âl-i Osman isimli eserinde Âşıkpaşazâde, Ertuğrul’un atalarını sıralarken Oğuz ve İslâmî geleneği birleştirir. Ertuğrul’un atalarını sıralayan Âşıkpaşazâde, Osmanlıların Oğuz’un oğlu Gök Alp soyundan geldiğini, ilk atasının ise Nuh’un oğlu Yafes olduğunu yazar.[12]

Bunun yanında Âşıkpaşazâde tarihinde, Osman Gazi’nin dedesi Süleymanşah’ın aşiretler konfederasyonundan müteşekkil 50 bin kişilik konar-göçer kütlesi ile Anadolu’ya geldiği kayıtlıdır. Oldukça mübalağalı bir rakam olan bu kütle içinde muhtelif Türkmen boylarının olduğu anlaşılıyor. Süleymanşah bu kalabalık grup yanında Acemleri de (Selçuklular olması muhtemel) komutası altına alarak kafirler ile savaştı. Bir süre bu topraklarda gaza ve akın faaliyetlerinde bulunan Süleymanşah, Türkistan’a dönerken Caber Kalesi yakınlarında Fırat Nehri’nde boğuldu. Bu olayın akabinde konfederasyonu teşkil eden gruptan Dögerler, Caber yakınlarına yerleşti. Büyük bir kısmı ise muhtelif yerlere dağılarak Şam Türkmeni (Suriye Türkmenleri), Anadolu Türkmen ve Tatarlarını meydana getirdiler.[13] Geriye kalan küçük bir grup ise, Süleymanşah’ın oğulları Sengur Tegin, Ertuğrul ve Gündoğdu’nun maiyetinde kaldılar. Bu küçük grup Sürmeli Çukuru’na geldiğinde Sungur Tekin ve Gündoğdu Türkistan’a geri döndüler. Ertuğrul, kardeşlerinden ayrılarak, mahiyetindeki dört yüz çadır ile bir müddet Sürmeli Çukuru’nda kaldı. Daha sonra ise, Sultan Alâeddin’in memleketi Anadolu’ya geldi.

Osmanlıların ataları hakkında bilgi veren kaynaklar arasında Karamanî Mehmed Paşa’nın Tevârîhü’s-selâtînü’l-Osmâniye, ayrı bir yere sahiptir. Mehmed Paşa’ya göre Osmanlıların atalarından olan ve Ahlat’ta ikamet eden Kayık Alp’ın soyu, 21. göbekten Nuh’un oğlu Yafes’in çocuklarından Oğuz Han’a dayanır. Kayık Han, Moğolların Bağdat’ı işgali üzerine Selçuklu sultanı ile Anadolu’ya kaçmıştır.

Mehmed Paşa’nın, Ertuğrul’un babası hakkında verdiği bilgiler diğer kaynaklardan farklıdır. Buna göre Ertuğrul’un babası Süleymanşah değil, Gündüz Alp’tir. Kafirlerle uzun süre mücadele eden Gündüz Alp, Kızıl Saray’da ölmüştür.

Osmanlı hanedanının nesebi hakkında en ayrıntılı bilgi Hasan bin Mahmûd Bayatî’nin Câm-ı Cem-Âyin adlı eserinde yer alır. II. Bayezid ile yaptığı saltanat mücadelesinde yenilen Cem Sultan, Mısır’a kaçmıştı. Hac ödevini yerine getirmek için gittiği kutsal topraklarda Bayatî ile karşılaşan Cem, ondan Osmanlı sülalesinin ataları hakkında Oğuznâme’de yer alan bilgileri derleyerek bir kitap yazmasını istedi. Bayatî bir hafta gibi kısa bir sürede eserini tamamlayarak Cem Sultan’a sundu. Bayatî’ye göre Osmanlıların soyu, Nuh’un oğlu Yafes’e dayanır. Şecere’de Oğuz Han oğlu Gün Han, Osmanlıların atası olarak zikredilir.[14]

Bayatî’nin eserinde yer alan şecere, birçok bakımdan diğerlerinden farklıdır. Osmanlıların ataları arasında saydığı kişilerin hayatları hakkında cüz’î bilgiler verir. Şahıs isimlerinin, -bir bakıma- etimolojisi üzerinde durur.

Bayatî’nin tarihinde dikkate değer bir diğer husus, Gün Han’ın oğlu Kayı’nın ölümünden sonra hükümdarlığın, adı ile anılan boyun elinden çıkmasıdır. Kayı Han’ın ölümü üzerine Turmış Han çok küçük yaşta tahta geçti. Onun küçük yaşta olmasını fırsat bilen akrabaları idareye el koydular. Böylece kağanlık bir başka boyun eline geçti. Çamur Han ve Toğmış Han’ların hayatları ile ilgili verilen bilgiler dikkate alınırsa bu boyun Salurlar olduğu anlaşılır. Kayılar, bu boyun hakimiyetini kabul ettiler ve boyun ileri gelenleri idarede görev aldılar. Yine Bayatî’nin verdiği bilgiye bakılırsa H. 250 (M. 864) yılı dolaylarında, Salur soyundan Ağa İni’nin tahtan feragati üzerine, Kınık boyundan Kerekicü oğlu Tokmurşak oğullarından Lokman, Han oldu. Ancak H. 699 (M. 1299) yılında Osmanlıların ikbal yıldızı parlamaya başladı. Selçukoğulları’ndan tahta çıkacak kimse kalmadığı için Anadolu’da saltanat işleri karıştı. Bunun üzerine uç bölgelerindeki gaziler bir araya gelerek Osman Gazi’nin sultan olması yönünde karar aldılar.[15] Bayatî’nin yazdıklarından Osman Gazi’nin, Kayılar’ın gasp edilmiş hakimiyet haklarını geri aldığı izlenimi doğar. Bu anlatımda II. Bâyezid dönemine de bir gönderme vardır. Eserini Cem Sultan adına kaleme aldığı düşünülürse Mahmud’un “Osman Bey’in sınır gazileri tarafından sultan olarak seçilmesini, saray bürokratlarının ve yeniçerilerinin seçimi olan II. Bayezid’e karşı Cem’in taraftarlarını desteklemek için tarihsel bir paralellik ve destek olarak sunmuş olabilir.”[16]

Osmanlıların nesebi ile ilgili bilgi veren bir diğer kaynak da Mehmed Neşrî’nin Kitâb-ı Cihannümâ adlı eseridir. Çeşitli kaynaklardaki şecereleri birleştiren Neşrî’nin zikrettiği isimler ile Âşıkpaşazâde ve Bayatî’nin eserlerinde geçen isimler arasında büyük benzerlikler vardır. Neşrî düzenlediği şecerenin kaynağını vermez. “Ancak bu bilgilerin kütüb-i tevârihde mezkûr ve menkûl” olduğunu söyler. Onun yazdığı Osmanlı şeceresi ile Bayatî’nin şeceresi arasındaki benzerliklere rağmen, Gök Alp ismini zikrederek ikinci grupta yer alır.[17]

Neşrî, Osmanlıların ataları hakkında bir başka şecereyi de görmüş olmalıdır. Nitekim, Osmanlıların soy kütüğü hakkında bilgi veren farklı bir türün varlığından bizleri haberdar eder. Buna göre Oğuz Han’ın ataları Iys, İshak ve İbrahimdir. Köken olarak Nuh’un Sam adlı oğluna dayanır. Neşrî, bu tezi kabul etmemesine rağmen, Osmanlıların soy kütüğü hakkında bilgi veren ve “tevârîh-i Acem”den etkilenen farklı bir türün olduğu anlaşılıyor.[18]

Şecerelerde Yafes ve Oğuz geleneğini takip bir diğer yazar da Oruç b. Âdil’dir. Oruç, bu nesilden Acem ve Mahan’da padişahlar olduğunu ve bunların risâlete ‘amm-ı itikadları” olduğundan bahseder. Yazarın aktardığı bir diğer bilgi ise, Ebû Müslim-i Mervî’nin bu nesilden olduğudur. Ona göre Osmanlıların menşei, Oğuz Han oğlu Gök Alp’a dayanır.[19]

Osmanlıların nesebi hakkında Oğuz geleneğinin dışında çeşitli görüşler de ileri sürülmüştür. Anonim Tevârih-i Âl-i Osman’lardan birinde İsfahan’ın Hama şehrinden koparak Anadolu’ya gelen ve Türkiye Selçuklu sultanı Alâeddin’in hizmetine giren Hürmüz Ebu Bekir isimli bir şahsın Ertuğrul Beyin babası olduğuna dair kayıtlar vardır. Bunun yanında İran tarihçiliğinde, Osman Gazi’nin babasının adının Davut Kıpçak asıllı Davut isminde bir bey olduğu yazılıdır. Alâeddin zamanında bu bey, maiyetindeki Türkmen aşireti ile Kefe’den deniz yoluyla Anadolu’ya gelmiş ve uclara yerleşmiş ve Sultanın damadı olmuştur. Alâeddin erkek evlat bırakmadan vefat ettiği için, Selçuklu ümerâsının kararıyla, sultanın tek varisi kızının kocasını yani Osman Gazi’yi sultan tayin ettikleri yazılıdır.[20]

Osmanlıların nesebi ile ilgili bir diğer görüş de onların Arap asıllı ve sahabeden bir kimsenin soyundan geldikleri yönündedir. Buna göre Osmalıların atası, Ebû Ubeyde bin Cerrah’ın amcası oğlu “Iyâs bin Osman” ile Oğuz kavminin hükümdarı Oğuz Tümen Han’ın kızı “Turunç Hatun”un evliliğinden doğan Oğuz Süleyman Han’dır. Düstûrnâme yazarı Enverî, bu rivayete itibar etmiş ve bu konuda ayrıntılı bilgiler vermiştir. Diğer tarihî kaynaklarda Ertuğrul veya Osman Gazi’lere isnad edilen rüyayı Enverî, Iyâs bin Osman’ın gördüğü kanaatindedir. Düstûrnâme’de kayıtlı Oğuz Süleyman Han ile Türklerin efsanevî hükümdarı Oğuz Kağan’ın hayatı hakkında büyük benzerlikler bulunmasına rağmen Enverî, Oğuz adında Yafes’in torunlarından bir kimsenin olmadığı görüşündedir. Uzun süre hükümdarlık eden Oğuz Süleyman soyunun ikbal yıldızı, Selçukluların ortaya çıkması sönmüştür. Enverî, bu soydan gelen Çalış Han’ın Selçuklular tarafından takip edildiği ve bunun üzerine kaçtığını kaydeder. Bunun yanında, Selçuklu soyundan Kutlumuş Beyin amcası oğlu ve Selçuklu sultanı Tuğrul Bey’den kaçarak Elbrüz dağındaki Çalış’ın yanına geldiği, Oğuz aslından ve Kayı soyundan olması dolayısıyla Çalış’ı hükümdar ilan etmeye çalıştığını yazar. Tuğrul’un takibatından dolayı sürekli yer değiştiren Çalış, nihayet Urfa’ya yerleşmiş ve burada vefat etmiştir. Daha sonra aşiretin başına Ermiş, Gazan, Ertuğrul ve Şah Melik geçmiştir. Şah Melik ve oğulları Gündüz Alp ile Gök Alp’in Selçuklu ülkesini tehdit eden bir ejderhayı öldürmeleri ve daha sonra Tatarları bozguna uğratmaları ikbal yıldızlarının parlamasına sebep olmuştur. Şah Melik ejderhayı katlederken ölmüştür. Enverî’nin zikrettiği ejderha olayı ile Dede Korkut Kitabı’nda geçen Tepegöz hikayesi arasında büyük benzerlikler vardır. Selçuklu sultanı Alâeddin bu hizmetleri karşılığında iki kardeşe Sultanöyüğü’nü bağışlamıştır. Bilâhare iki kardeş birbirine düşmüşler ve ayrılmışlardır. Gündüz Alp’den sonra yerine Osmanlı Beyliğinin kurucusu Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi geçmiştir.[21]

Kroniklerde yer alan bilgiler dikkate alındığında Osmanlı Devletini kuran hanedanın dayandığı boy ve ataları ile ilgili verilen bilgilerin oldukça karışık olduğu görülür. Bu bilgilerin sistemleştirilmesi için, tarihî malzeme yanında coğrafî, arkeolojik, etimolojik ve onomastik çalışmalara da önem verilmelidir.

Osmanlı kroniklerinde kuruluş dönemi ile ilgili karmaşık bilgiler aşağıda sıralanmıştır.

1. Yafes Meselesi

Semavî dinlerde, insanlığın ikinci atası olarak Nuh peygamberin adı geçer. Buna göre Tanrının tufan ile inançsızları cezalandırması sonucu, yeryüzünde yalnız Nuh ve ona inananlar kalmıştır. Kutsal kitaplarda Nuh’un oğulları Sâm, Hâm ve Yafes insanoğlunun ataları olarak sivrilmişlerdir.

Yeryüzündeki ırkların Nuh’un oğullarından türediği fikri hâkimdir ve ırklar bu üç isim etrafında tasnif edilmeye çalışılmıştır. Tevrat’ta Nuh’un bu üç oğlundan türeyen ırklar ayrıntılı olarak açıklanmıştır.[22] Buna göre, Yafes’ten beyaz ırk, Sam’dan Araplar ve İbraniler dahil olmak üzere Sami ırkı ve Ham’dan Kuzey Afrikalılar türemiştir. Bu bilgiler, diğer semavî dinlerde de etkili olmuştur. Türklerin Yafes soyuna dayandığına dair Tevrat’ta yer alan semit jenealojisi, Türk düşünce hayatında da yer edinmiştir.

Nuh’un oğullarına dayanan şecereler sayesinde, ırklar arasında kalıtımla geçen derece farkları ortaya çıkmıştır. Bu derecelendirme en üstün ırk ve toplum anlayışını meşru kılmayı amaçlamıştır. Nuh soyu için, ırk saflığını korumak gibi adetlerin varlığına çeşitli kaynaklarda rastlanmaktadır. Bu, hem Yafes kökenden gelen Ariler için, hem de Sami bir kökenden gelen İbraniler için geçerlidir. Buna karşın Ham neslinden gelenler, babaları Nuh’un lanetine uğradıkları için kıyamete kadar Yafes ve Sam soyuna hizmet etmeye mahkum olmuşlardır. Irkların saflığını ve üstünlüğünü korumak gerektiği fikri çeşitli yapılanmaları da beraberinde getirmiştir. Musevilerin ırkları dışında evlilik yapmaları yasak olduğu gibi, Ariler de benzer uygulamaları Hindistan’da yürütmüşler ve kast sistemini oluşmuşlardır. Kast sisteminin en üstünde Ari soyundan Brahmanler yer almıştır. Onların diğer kastlarla evlenmeleri bir yasaklanmıştır. Bu adetler, kavimlerin varlıklarını koruma güdülerini anlatır.

Göçebe toplumların sıraladığı soy cetvelleri, üstün ırk anlayışından ziyade aşiret üyelerini bir arada tutmaya yöneliktir. Bu sayede, aralarında kan bağı bulunan topluluğun bütün fertleri arasında dayanışma duygusu güçlendirilmek istenir. Bulanık soy ağaçlarında ilk ataların berraklığı, ortak atalara yapılan özel vurgu ve ortak tarihî geçmişe yapılan göndermeler, aşiretler arası yakınlaşmayı tesis etmiştir. Kandaş aşiretler arasında ortak atalar, birlikteliği sağlayan önemli unsurlardır.

Yafes’in Türklerin atası olduğu hakkında ilk Osmanlı kroniklerinde ve soy kütüklerinde yer alan bilgiler, çeşitli aşiretlerden meydana gelen konferatif yapının ilk eklemini teşkil etmiştir. Bunun yanında, İslâmî kaynaklarda Rum’un, Yafes’in oğulları arasında zikredildiği görülür. Bu söylem, Osmanlıların Anadolu ve Rumeli’de yayılmasını meşru gösteren olaylar ile birlikte mütalaa edilebilir. Nitekim Osmanlıların İslâm dünyasında üstünlüklerini iddia ettikleri döneme rastlayan eserlerde, onların İbrahim oğlu İshak nesline mensup olduklarına dair şecereler uydurulmuştur. Osmanlı hanedanının, Nuh’un oğlu Sam’a kadar uzatılan bu soykütükleri aracılığıyla Hz. Muhammed neslinden geldiği iddia edilir. Osmanlıların, İslâm dünyasında üstünlüklerini iddia ettikleri dönemlerde bu söylemin bir siyasî araç olarak kullanıldığı anlaşılır. Neşrî, Osmanlıların ve Kayının kökeni sayılan Oğuz’un, Sam neslinden gösterilmesini yanlış bir düşünce olarak değerlendirir. Ona göre bu düşüne Acem’in “taassubât-ı şenî‘asından” kaynaklanmaktadır.[23] Bu görüş daha sonra İdris-i Bitlisî tarafından da değerlendirilmiştir. Bitlisî ekolünü takip eden tarihçiler, Osmanlıların Sâm neslinden olduğunu iddia etmişlerdir.

2. Oğuz Han Meselesi

Osmanlı hanedanının, Türk tarihinin efsanevî hükümdarı Oğuz’a dayandığı düşüncesi, tarihten ziyade şifahî kültürün bir ürünüdür. Diğer bir ifadeyle bu söylem, uç ve göçebe toplumlarında hâkim olan destan ve efsane geleneğinin bir mahsulüdür. Ancak bu efsanenin tarihi bir önem taşıdığı, Osmanlıların soyluluklarının ve siyasî üstünlüklerinin kaynağını oluşturduğu yadsınamaz bir gerçektir.

15. asırda Anadolu beylikleri ve devletleri arasında Oğuz-Türkmen geleneği canlılığını koruyordu. Osmanlı Beyliğinin, Anadolu’yu yayılma alanı içine dâhil etmesi ile bu geleneği, kendi siyasî çıkarları için dönüştürdükleri görülür. Osmanlıların Oğuz soyundan oldukları söylemi, I. Murad’ın hükümdarlığından sonradır. Bu hükümdar döneminde gevşek vassallık bağları ile bağlı Türkmen beylikleri ve göçebe aşiretler, Oğuz geleneği sayesinde Osmanlı Devleti’ne dahil edilmek istenmiştir. Efsanevî hükümdar Oğuz Han ve torunlarıyla ilgili destanlar, kahramanlarını aşiret reisleri olarak sundukları için, Osmanlı hanedanının da bir aşirete dayanması gerekiyordu.[24] Üstelik bu dayanak onlara, Türkmen beylikleri içinde itibar kazandıracak ve “biz” duygusunu pekiştirecekti. Nitekim bu uygulamanın daha vurgulu bir şekli, Ankara bozgunundan sonra ortaya çıkmıştır. Oğuz Han’a ve bilhassa Kayı’ya yapılan özel vurgular onların, Timur’un doğudaki vassallarından daha üstün görünmelerini sağlamıştır.[25] Böylece askerî ve siyasî bir başarısızlık, siyasî bir propaganda ile kapatılmak istenmiştir. II. Murad döneminde, Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerinde hakimiyetlerini perçinlemek isteyen Osmanlılar, Oğuz geleneğini siyasî amaçla yeniden değerlendirmişlerdir.

Oğuz Han destanının, İslâmiyetin kabulünden sonra göçebe Türkmen aşiretleri arasında yeni bir versiyonu türedi. Buna göre, Oğuz Kağan, “dinsiz” bir toplumda Müslüman kimliği ve yakınındakileri İslâm’a davet eden özelliği ile temayüz eder. Onun bu özelliği tam da “gaza ve cihad” anlayışı ile örtüşür. Neşrî, Oğuz Han’ın babası Kara Han hakkında bilgi verirken onun, “dinsiz, kafir ve cebbar” biri olduğundan Türkistan’dan Doğu ve Kuzey ülkelerini ele geçirdiğinden bahseder. Ancak oğlu Oğuz destanlarda, anasından doğar doğmaz Müslüman olan harika bir çocuk olarak resmedilir. Neşrî bu abartılı ifadeleri tarihine almamış ise de, onun Müslüman olduğu konusunda destanlarla hem-fikirdir. Buna göre, Kara Han’ın “Oğuz adında bir oğlu oldu. Hak teâlâ anı Tevhid’e (Tanrının birliğine) irşad etti… Ve etrâkden kavmini evvel Allahü teâlâya davet eden budur… Bu hudâperest olub halkı hakka davet itmeğin, atasıyla vahşet-i azim oldu… Oğuz’la atası Kara Han arasında yetmiş beş yıl kıtal-i kesire vaki olub âhirü’lemr Kara Han maktul olub Oğuz atası elinde olan memalike bi’l-külliye malik olub, sıyt u sedası artub şarkdan garbe varınca rûy-i zemîne müstevlî oldu.”[26] Neşrî, bu anlatımını daha da ileri götürüp Oğuz’un İbrahim peygambere iman ettiğini yazar. Böylece Hz. Muhammed ile Oğuz arasında dolaylı bir yakınlık kurar. Oğuz Han’ın müvahhid kimliği ve tektanrılı bir dine mensup olması, Türklerin İslâmî kimliğine de bir göndermedir. Ancak, asıl önemli olan, onun tevhid bayrağını şarkdan garbe dalgalandırmasıdır. Osmanlılar da, tıpkı ataları Oğuz Kağan gibi bu tevhid anlayışının temsilcisidirler.

Osmanlıların, 15. yüzyılda Oğuz geleneğine kazandırdıkları yeni çehre, onlara hükümdarlık hakkı veren siyasî bir söylem olmasının yanında, muhakkak ki dinî içeriklere de sahipti. Ancak Yafes ile Oğuz Kağan arasındaki ataları hakkında fazla bilgi bulunmayan Osmanlıların, bu puslu dönemdeki atalarının bir kısmı puta tapan kimseler olarak anılırlar. Ancak Oğuz Kağandan sonradır ki, Osmanlıların ataları tevhid inancını bayraklaştırmış ve İbrahim’den itibaren peygamberlerin hizmetinde yer almışlardır. Bayatî’nin, Osmanlıların atalarını peygamberlerin hizmetinde yer almış kimseler olarak sunması ile bu görüş arasında benzerlik bulunur.[27]

Ancak hemen belirtilmelidir ki, Osmanlıların atalarına yer veren soykütüklerini salt dinî içerikli bir malzeme olarak kabul etmek yanlıştır. Dinî muhtevalı olmasına karşın bu soy kütükleri, siyasal içerikli ve yapay idi. Birçok versiyonu bulunan şecereler, yazılı ve sözlü geleneğin malzemeleri ile oluşturulmuştur. Osmanlıların tarihî bilgiler ile efsaneyi karıştırarak yapma bir soyağacı elde ettikleri görülmektedir. Osmanlılar, sıralanan bir çok ata ile doğrudan Oğuz Han’a bağlanırlar. Üstelik dip ata olarak Yafes ve Sam ismini veren iki farklı gelenekte Oğuz ismi ortaktır. Bu yapay soyağaçları sayesinde Osmanlılar, soyları Oğuz Han’a daha dolaylı bir şekilde dayalı olarak tarif edilen komşu Türk hanedanları karşısında üstünlüklerini kanıtlamış ve Oğuz destanlarına aşina Türk tebaaya hükmetmesini meşru kılan bir araç elde etmişlerdir.

Oğuz geleneğini yansıtan bu yapma şecereler uzun süre varlığını devam ettirmişse de, Osmanlıların İslâm dünyasındaki rollerinin artmasına ve tartışılmaz üstünlüklerine paralel olarak, soyağacına dayalı meşruiyet araçlarının yerini İslâmî referanslar almıştır.

3. Gök Alp- Gün Han ve Kayı Meselesi

Nuh ve Oğuz hakkında hem-fikir olan kroniklerdeki kırılma noktası, Oğuz’un oğlu etrafında toplanır. Hemen tüm kronikler Osmanlıların Oğuz’un Gök Alp neslinden olduğunu yazarlar. Ancak, Bayatlı Hasan, Osmanlıların Gün Han neslinden olduğu hususunda ısrar eder. Üstelik Gök Alp neslini savunan kaynaklarda Gün Han’ın oğlu Kayı Han da zikredilmez. Kayı ismi yalnızca Bayatî’de zikredilir (Aşağıda verilen tabloya bakınız).

Tarihî kaynaklardaki bilgiler dikkate alındığında, Osmanlıların hangi boya mensup olduğunu tespit etmek zordur. Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman, Behcetü’t-tevârîh, Âşıkpaşazâde Tarihi gibi ilk kroniklerde Osmanlılar’ın Oğuzlar’dan oldukları zikredilmekle birlikte boy adı verilmez. Ancak Yazıcızâde’nin Selçuknâme’si, Câm-ı Cem-Âyin, Düstûrnâme-i Enverî gibi kaynaklarda Osmanlılar’ın Oğuzlar’ın Kayı boyuna mensup olduğuna dair bilgiler yer almaktadır. Kayılar Bozoklar’ın en büyük temsilcisi Gün Han’ın oğludur. Ancak Gök Alp’e dayanan şecereler dikkate alınırsa Osmanlıların Üçoklar’a mensup olabileceği de düşünülebilir.[28] Bu meyanda değerlendirilmesi gereken Kâşgarlı Mahmud’un Oğuz boylarını tasnifi her bakımdan dikkat çekicidir. Kâşgarlı’da verilen listede yirmi iki boyunun ismi zikredilse de, XI. yüzyılda Oğuzlar’ın 24 boydan teşekkül ettiği bilinmektedir. Divânü Lügati’t-Türk’teki listede Oğuz boyları o zamanki kudret ve şöhretlerine göre sıralanmıştır.[29] Selçukluların mensup olduğu Kınık boyunun en başta yer alması siyasî güçleri ile yakından alakalıdır. Kâşgarlı Mahmud, Bağdat’ta eserini yazdığı sırada burası Selçukluların nüfuzu altına girmişti.[30] Divan’ın bu siyasî gelişmeler sırasında yazıldığı ve Kınıklar’ın bu tarihlerde sivrildiği anlaşılmaktadır. Oğuz boylarının en eski siyasî ve içtimaî mevkilerine göre tanzim edilmiş listesini veren Reşideddin ise, Kınıkları, Oğuz boyları arasında en sonda verir. XIV. yüzyılda Selçuklular çökmüş, Moğolların nüfuzu altına girmiştir.

Osmanlılar’ın siyasî meşruiyet kaynağı olarak Kayı boyuna yaptıkları özel vurgu birçok bakımdan dikkat çekmektedir. Oysa, Oğuz geleneğinde hükümdarların Kınık ve Salur boyundan yetiştikleri görülür. Osmanlılar’ın menşelerini Kayı boyuna dayandırmaları ve kendilerini bu iki boydan tefrik etmeleri siyasî bir mesele gibi görülmektedir. Türkmen beylikleri arasında Oğuz’un büyük oğlu Gün Han’ın neslinden gelen Kayıların, hakimiyetin meşru temsilcisi olduğu şeklindeki yaygın düşünce Osmanlı tarihçileri tarafından işlenmiş ve Kayı dururken hükümdarlığın kimseye çatmayacağı fikri siyasî olarak formüle edilmiştir. Nitekim, Moğol tahakkümünün artması ile uclara yığılan göçebe Türkmen kitlelerinin beyleri, bir kurultay sonucu Osman Gazi’yi han seçmiş ve hükümdarlığın Kayı’nın hakkı olduğunu dile getirmişlerdir.

4. Süleymanşah ve Gündüz Alp Meselesi

Osmanlıların yakın atası ve Ertuğrul’un babası konusunda, kaynakların hemen hepsi Süleymanşah ismini zikrederler. Buna karşın, Karamanî Mehmed Paşa ve Enverî’nın eserinde, Ertuğrul’un babası olarak Gündüz Alp yazılıdır.

Süleymanşah geleneğini benimseyen kronikler onun, İran’da Mahan şahı olduğunu yazarlar. Buna göre, Moğol istilâsı sonrasında kalabalık Oğuz aşiretleri ile Anadolu’ya gelen Süleymanşah, Rum sultanı olmuştur. Burada bir müddet kafirlerle mücadele eden hükümdar daha sonra Türkistan’a geri dönmek istemiştir. Ancak, Caber Kalesi yakınlarında bir kaza sonucu atından düşmüş ve Fırat nehrinde boğulmuştur. Bundan sonra aşireti dağılmış ve muhtelif yerlere dağılmıştır. Küçük bir kitle ise Süleymanşah’ın üç oğlu ile birlikte kalmıştır. Bir müddet sonra Sungur Tekin ve Gündoğdu idaresindeki aşiret mensupları da Türkistan’a geri dönmüşlerdir. Ertuğrul Bey idaresindeki bir grup ise Anadolu’da kalmıştır.

Kroniklerde yer alan bu Süleymanşah, Türkiye Selçuklu Devleti hükümdarı ve kurucusu Kutalmışoğlu Süleymanşah’tan başkası değildir. Türkmen muhitlerinde adı unutulmayan Kutalmışoğlu, Osmanlı tarihlerinde de yer almıştır. Bunun Osmanlı’nın Anadolu’daki yayılmacılığını meşrulaştırmak ve Türkmen Beylikleri karşısında siyasî bir güç sağlayacağı kuşkusuzdur. Osmanlı tarihçileri Süleyman’ı ataları göstererek, Anadolu’nun fethi başarısını kendilerine mal etmeye çalışmışlardır. Bununla birlikte Selçuklu Devleti’nin varisi olmak için uydurulmuş bir isim olabileceği de akla gelebilir. Ancak Osmanlılar bu konuda diğer Türkmen beylikleri gibi ısrarcı olmuşa benzemez. Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu olarak Sultan I. Alâeddin Keykubad’ı kabul ederek, kendilerini bu iddialardan uzak tutmuşlardır. Kroniklere göre onlar, Şüleymanşah’ın önderliğinde Anadolu’ya Selçuklulardan önce gelmiş ve burada birçok mülkü ele geçirmişlerdir.

Gündüz Alp ismini telaffuz eden kaynaklarda ise, Süleymanşah etrafında oluşturulan kurgu kadar bilgi yoktur. Anlaşılan Gündüz Alp, Kutalmışoğlu kadar tarihin, edebî metinlerin ve şifahî kültürün konusu olmamıştır.

Sonuç olarak, kaynakların Osmanlı hanedanının soykütüğünden bahseden kısımların farklılıklar arz etmesi, bugün genel kabul gören Kayı adı ve Oğuz geleneğini sislerle örtmüştür. Bu sis perdesinin aralanması bugünkü bilgilerle mümkün gibi görülmemektedir. Ancak bu yapay şecerelerin kısaltılmış birer dünya tarihleri olduğu ve tarihî bir malzeme olarak göz ardı edilmemesi gerektiği yadsınamaz bir gerçektir.

KAYNAK: Yahya Kemal TAŞTAN
DIPNOTLAR:

[1] Rudi Paul Lindner, OrtaÇağ Anadolu’sunda Göçebeler ve Osmanlılar (çev. Müfit Günay), Ankara 2000, s.50.
[2] M. Fuad Köprülü, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Etnik Menşei Meseleleri”, Belleten, VII/28, Ankara 1943, s.212-303.
[3] R. Paul Lindner, “İlk Dönem Osmanlı Tarihinde İtici Güç ve Meşruiyet”, Söğüt’ten İstanbul’a (Der. Oktay Özel- Mehmet Öz), Ankara 2000, s.424.
[4] Yazıcızâde Ali. Tevârih-i Âl-i Selçuk, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan, Nu: 1391, v. 444a-444b.
[5] Üçler Bulduk, “Osmanlı Kroniklerinde Türk-Oğuz Şecereleri ve Kayılar”, Uluslararası Osmanlı Tarihi Sempozyumu (8-10 Nisan 1999) Bildirileri, İzmir 2000, s.4-5.
[6] Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı I, Ankara 1994, s.73.
[7] “Hangisinin kabilesi çok ise ondan padişah seçerler”. Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime (Türklerin Soy Kütüğü) haz. Muharrem Ergin, Tercüman 1001 Temel Eser, İst. (t.y.), s.56.
[8] Âşıkpaşaoğlu Ahmed Âşıkî, “Tevârîh-i Âl-i Osman” (düz. N. Atsız), Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1947, s. 92; Mehmed Neşrî, Kitab-ı Cihannümâ I (yay. F. Reşit Unat-M. Altay Köymen), Ankara 1949, s. 57.
[9] “Gündüz Alp, Er Duğrıl anunla bile

Dahı Gök Alp u Oğuzdan çok kişi

Olmış idi-ol yolda anun arkadaşı” bk. Ahmedî, “Dâstân ve Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osman” (düz. N. Atsız), Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1947, s.8.
[10] Şükrullah, “Behcetü’t-tevârîh” (çev. N. Atsız), Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1947, s.51.
[11] Şükrullah, a.g.e., s.51.
[12] Âşıkpaşaoğlu a.g.e., s. 92.
[13] Âşıkpaşaoğlu, a.g.e., s.52-53.
[14] Bayatlı Mahmud Oğlu Hasan, “Cam-ı Cem-Âyin” (sad. F. Kırzıoğlu), Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1947, s.381-394.
[15] Bayatlı Mahmud Oğlu Hasan, a.g.e., s.395.
[16] Rudi Paul Lindner, a.g.e., s.56.
[17] Mehmed Neşrî, a.g.e., s. 55-57.
[18] Mehmed Neşrî, a.g.e., s.57.
[19] Oruc b. Âdil, Tevârîh-i Âl-i Osman (nşr. Franz Babinger, Die Frühosmanischen Jahrbücher des Urudsch), Hannover 1925, s.4.
[20] Mükrimin Halil [Yinanç], Düstûrnâme-i Enverî. Medhal, İstanbul 1929, s.88.
[21]Düstûrnâme-i Enverî (nşr. Mükrimin Halil), İstanbul 1928, s.73-81; Necdet Öztürk, Fatih Devri Kaynaklarından Düstûrnâme-i Enverî. Osmanlı Tarihi Kısmı (1299-1466), İstanbul 2003.
[22] Tekvin, 10:1-32.
[23] Bk. Neşrî, a.g.e., c.1, s.57.
[24] Colin İmber, “Osman Gazi Efsanesi”, Osmanlı Beyliği (1300-1389), ed. Elizebeth A. Zachariadou, İstanbul 1997, s.75.
[25] Aldo Gallotta, “ ‘Oğuz Efsanesi’ ve Osmanlı Devleti’nin Kökenleri: Bir İnceleme”, Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul 1997, s.46.
[26] Neşrî, a.g.e., c.1, s.11.
[27] bk. Hasan b. Mahmûd Bayâti, “Câm-ı Cem-Âyin”, (sad. Fahrettin Kırzıoğlu), Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1947.
[28] Oğuz Boyları hakkında geniş bilgi için bk. Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler). Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları, İstanbul 1999.
[29] Besim Atalay, Divanü Lugati’t-Türk Tercümesi, Ankara 1998, s. 65-68.
[30] Omeljan Pritsak, “Mahmud Kaşgarî Kimdir”, Türkiyat Mecmuası, c.X, İstanbul 1953, c. 245-246.

İstanbul Surlarına İlk Bayrağı Diken

Mübarek Şehid…

ULUBATLI HASAN

29 Mayıs 1453 günü Konstantiniyye önlerindeki İslâm ordusunda büyük bir hazırlık göze çarpıyordu. İslâm askerleri sabah namazından önce en temiz elbiselerini giymişler, birbirleriyle helalleşmişler, cemaatle namazı kıldıktan sonra ordudaki yerlerini almışlardı. Kâinatın Efendisinin müjdelediği “Mesud askerler”den olmak ve Cenab-ı Hakkın huzuruna şehid olarak gitmek için yanıp tutuşuyorlardı. Hele içlerinden birisi vardı ki, heyecandan yerinde duramıyordu. Bir gün önceden komutanlarına yalvarmış en ön saflarda vuruşan birlikte yer almak için çok dil dökmüştü. (daha&helliip;)

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.